YEŞİLÇAM SİNEMASI 100 YAŞINDA

Author Image
Hamza Oğuzer
İstanbul- Beyoğlu’nda bir ucu Taksim’e açılan, diğer ucu Galata Kulesi’ne kadar uzanan bir cadde vardır: İstiklâl Caddesi. İstanbul’un kalbi o caddede atar.
Taksim’den Galatasaray’a doğru yürürseniz, bir süre sonra solda, dar bir sokağın girişine varırsınız. Burası, Türk sinemasına adını veren Yeşilçam Sokağı’dır. Kurumsal anlamda ilk film şirketleri bu sokakta açılmıştır.Bu sokak, bir anlamda Türk sinemasının doğduğu yerdir..
Yıllarca büyük bir beğeni ile izlediğimiz Ayhan Işık, Belgin Doruk, Orhan Günşiray, Sadri Alışık, Türkan Şoray, Yılmaz Güney, Filiz Akın, Eşref Kolçak, Neriman Köksal, İzzet Günay, Göksel Arsoy, Fatma Girik, Fikret Hakan… Vahi Öz, Hulusi Kentmen, Nubar Terziyan, Kemal Sunal, Adile Naşit, Necdet Tosun, Sami Hazinses, Suzan Avcı… Ayşecik, Ömercik, Yumurcak… Erol Taş, Turgut Özatay ve daha yüzlercesi, hep bu sokaktan gelip geçtiler.
Bu saydıklarımızın pek çoğu sadece bu sokağı veya bu kenti değil; bu dünyayı da terk ettiler. Her biri bizden olan ve bizi bize anlatan bu değerli insanların, aramızdan ayrılmış olanlarını,  rahmetle anarken, halen aramızda olanlarına ise sağlık, mutluluk, huzur dolu bir yaşam diliyoruz. Biz,70’li yıllarda çekilen, Amerikan taklidi; Zorro, Fantoma, Tarzan, Killing, vb. filmleri değil, eski Yeşilçam filmlerini seviyor ve onları özlüyoruz.
Film afişlerinde, oyucuların resimlerini ve kocaman harflerle yazılmış isimlerini görürüz. Çoğunun sinemada kullandıkları adları, gerçek adlarını çoktan unutturmuştur. Örneğin: Bumin Gaffar Çıtanak, Hatice Kökçü, Kirkor Cezveciyan,  ya da Fahrettin Cüreklibatur adları pek çok insan için bir çağrışım yapmaz. Fakat Fikret Hakan, Neriman Köksal, Muhterem Nur ve Cüneyt Arkın dersek, kim tanımaz ki?
Film afişlerinde senaryo yazarının adı, oyuncu adları kadar dikkat çekici olmasa da,  yazılır. Ama bu adlar izleyicilerin pek dikkatini çekmez. Oysa filmin senaristleri çok daha önemlidir.
Oyucuların nerede,  nasıl hareket edeceklerini, neyi, nasıl söyleyeceklerini senaristler belirler. Ünlü yönetmen Alfred Hitchcook şöyle diyor:”İyi bir film çekmek için üç şey lâzımdır: Senaryo, senaryo, senaryo…” Senaryo: filme alınacak bir olayın, öykünün ya da romanın sinema tekniğine göre sahnelere bölünerek; açıklamalar ve diyaloglar şeklinde yeniden yazılmasıdır. Az bir iş midir bu?
Türk sinemasında en üretken senaristler denince şu iki isim akla gelir: 1. Bülent Oran (1924 -2004) Eşi Ayşe Şasa ile birlikte 700’den fazla senaryoya imza attı. 2. Safa Önal: (1931- …) 40’a yakın film yönetti. Tamamı kendisine ait olan 395 senaryosu filme alındı. Bu, bir dünya rekoru olarak tescillendi ve Guinnes Rekorlar Kitabı’nda yerini aldı.
Ayrıca, edebiyatçı kimlikleri yanında, yazdıkları senaryolarla Yeşilçam’a destek olan Nâzım Hikmet, Attila İlhan, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Vedat Türkali ve Yılmaz Güneyi de unutmamalıyız. Bundan sonra bir filmi izlerken; filmin oyuncularını olduğu kadar; senaristini ve yönetmenini de tanımaya çalışmalıyız. Çünkü bir filmin hazırlanmasında, ortaya konan emek ve yaratıcılıkta en büyük pay sahibi onlardır.
SON SÖZ: Bizi; dün ve bugün olduğu gibi, gelecekte de ağlatacak, güldürecek, eğitecek ve eğlendirecek olan sinema emekçilerine,  sonsuz selam olsun. Türk sinemasının 100. yaşı kutlu olsun. İçeride ve dışarıda bol ödüllü nice yıllara…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir