YAŞAR KEMAL / KEMAL SADIK GÖKÇELİ

Author Image
Hamza Oğuzer
Yıl 1995 veya 96 olmalı. O gün ilk dersim 9. sınıflarla. Yoklamayı aldım, ders defterini yazdım; tam derse başlayacağım, yerlerinden kalkıp yanıma gelen iki kız öğrenciden biri:”Öğretmenim, size bir soru sorabilir miyiz;”dedi. “Elbette. Sorun bakalım.”  “Sizce Yaşar Kemal nasıl bir yazardır?” “Yaşar Kemal sadece ülkemizde değil, dünyanın kırkı aşkın ülkesinde okunan ve sevilen bir yazardır.
Edebiyat dalında Nobel’e aday gösterilen ilk ve tek yazarımızdır. Neden sordunuz?”  “Edebiyat öğretmenimiz M.Y. ‘Yaşar Kemal iyi bir yazar değildir. Kitaplarını okuyup, boşa zaman harcamayın.’dedi.” “Çocuklar, gerçek söylediğiniz gibiyse, öğretmeniniz boyundan büyük laf etmiş diyeceğim. Benim size önerim şu: Siz Yaşar Kemal’i okuyun ve sonunda İyi bir yazar mı kötü bir yazar mı, kendiniz karar verin.”
O günlerde, öyleydi. İdeolojik bakış, insanları adeta körleştirmişti. Sağ, solu okumuyordu, sol da sağı. Nazım varsa, Necip Fazıl yoktu; Necip Fazıl varsa, Nazım yoktu. Ya sağcıydınız ya solcu… Yaşar Kemal, solcu/sosyalist bir yazardı. 1962’de Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı. Ayrıca; aylık, siyasi ANT Dergisinin kurucu yazarlarından biriydi. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nı kurdu ve ilk genel başkanlığını yaptı.  Sarı Sıcak adlı öykü kitabının ardından İnce Memed’i yayımlayarak başladığı yazarlık yolunda ilerleyerek,  bugüne kadar 33 roman, 2 öykü kitabı, 10 deneme/derleme, 1 çocuk romanı, 7 röportaj ve 1 şiir kitabı yazdı. İçeride ve dışarıda onlarca ödül kazandı.
Ortaokul 3’te okulu terk ettikten sonra yıllarca; Irgat kâtipliği, ırgatbaşılık, vekil öğretmenlik, kütüphane memurluğu, su bekçiliği, çırçır tarlalarında kontrolörlük gibi değişik işlerde çalıştı. O, doğuştan edebiyatçıydı. Daha ilkokuldayken karşılaştığı halk ozanlarıyla atışmalar yapıyor, ortaokuldayken yazdığı şiirler Adana Halkevi dergisinde yayımlanıyordu. Abidin Dino, Arif Dino, Enver Gökçe, İlhan Başgöz, Ahmed Arif, Orhan Kemal gibi edebiyatçılarla;  Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi siyasetçilerle genç yaşında kurduğu dostluklar ve Cumhuriyet’te başlayan gazetecilik deneyimi, onun sanatçı kişiliğinin  gelişiminde, etkili olmuştur.
Küreselleşmeyle birlikte, İdeolojiler dönemi bitti. İdeolojik kimlikler yerini etnik ve dinsel kimliklere bırakınca; Yaşar Kemal, bu kez de Kürt kimliği ile öne çıkarıldı. Bu dönemde, Türkler onu Kürt olduğu için; Kürtler ise, Kürt olduğu halde eserlerini Türkçe yazdığı için dışladılar. Ne İsa’ya yaranabildi ne Musa’ya.. Tıpkı, MHP Mustafakemalpaşa eski ilçe başkanı ve meslektaşımız İ.S. gibi. Başkan, yaz tatilini geçirmek üzere gittiği memleketi Diyarbakır’dan dönmüş, öğretmenevi bahçesinde anlatıyor: “Gardaş, gidiyem Diyarbakır’a deyiler Veyy Türko gelmiş. Geliyem buraya, deyiler veyy Kürdo gelmiş. Valla ne yapacağımızı, nerede duracağımızı şaşırdık.”
Oysa Yaşar Kemal, her zaman çok kültürlülükten, çoğulculuktan ve diyalogdan yanaydı. Bir konuşmasında şöyle diyordu:”Benim için dünya, bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin yok olmasını, dünya için bir kayıp sayarım.”
Âşık Veysel iki gözünü, Yaşar Kemal,  sağ gözünü kaybetmiştir. Bu iki güzel insan İstanbul’da bir araya gelirler. Yaşar Kemal koluna girdiği Veysel’le yolun karşısına geçerken, Veysel gülmeye başlar. Yaşar Kemal: “Hayrola Âşık, neye gülüyorsun?”der. Veysel:” Nasıl gülmeyim Yaşar” der. “Şu halimize bak. İki kişi dünyaya tek gözle bakıyoruz.” Keşke o iki insanın bir tek gözle görüp bize gösterdiklerini biz iki gözümüzle görebilme becerisini gösterebilseydik. Şu an İst. Ün. Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımda yatmakta olan Yaşar Kemal’e acil şifalar diliyorum. Dilerim o güzel insan, o güzel atlardan birine binip gitmez.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir