Suuçtunun suyunu sattırmayacağız

Geçici, “Suuçtu’nun suyunu sattırmayacağız” diyerek tüm Mustafakemalpaşalıları suyuna sahip çıkmaları için Bursa’daki eyleme çağırdı. Geçici: “İlçemiz Mustafakemalpaşa’da da Suuçtu’nun suyu başta olmak üzere birçok suyumuz satılmaktadır. Doğader Mustafakemalpaşa Temsilciliği olarak, Sünlük ve çevre köylüleri olarak 24 Mart 2012 Cumartesi günü saat 14.00’da Setbaşı Mahfelde toplanıp Bursa Heykel Meydanına yürüyor ve suyumuza sahip çıkıyoruz. Mustafakemalpaşalı duyarlı insanlarımızı da bu eyleme davet ediyoruz.“ dedi.
Doğader’in sularımızla ilgili yaptığı açıklamayı aynen yayınlıyoruz :
“Bizler, 30-40 yıl öncesine kadar, bahçelerimizde kendi doğallığıyla akan pınarlar, mahallelerimizde gürül gürül akan sokak çeşmeleri olan günleri yaşamış vatandaşlarız.
Doğanın, suyu hiç bitmeyecekmiş gibi bol ve bedava tüm canlılara sunduğu o günlerde, bu kentin yöneticileri verimli Bursa ovasını sanayi yatırımlarıyla kaplanmasına izin veriler.
Artan nüfusunun su gereksinimini, bahçelerimizdeki pınarları kurutularak, mahallelerimizdeki sokak çeşmeleri kapatılarak sağlayan, yine bu kentin yöneticileriydi.
Yapılan yanlışlığın sorumlusu bizlermişiz gibi elimizden alınan suyu, evlerimizde çeşmelerimizden kullanmaya başladığımız günlerden bu yana, bu ülkenin en pahalı su faturalarını yine bizler ödedik.
Bunlar yetmedi. Uludağ’da kurdun kuşun suyuna göz diktiler. Son on yıl içinde devasa bütçelere ulaşan su şirketleri, toprak altından çıkardıkları kaynak suyunu borulara hapsederek, ovadaki tesislerine indirdiler. Bunlara izin verenler, yine bu kentin yöneticileriydi.
Bunlar da yetmedi. Açgözlülüklerini sahip oldukları kapitalist mantıktan alan su şirketleri ile bu şirketlerin bir dediğini iki etmeyen, Bursa’nın yönetiminde söz sahibi olanlar, daha fazla suyu ticarileştirmek, şirketlerin egemenliğine sokmak istiyorlar.
25 Ocak 2012 tarihli Bursa yerel gazetelerinde “Bursa’nın suyuna kameralı takip” başlıklı haberde, ticarileştirilerek doğal yaşamdan kopartılan içme suyu kaynakları konusunda Bursa İl Genel Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Ahmet Er’in açıklamaları yer aldı. Açıklamada, Bursa’da 200 lt/sn debisinde kaynak suyu kapasitesinin olduğunu ve bu güne kadar toplam 27 kaynaktan 67 lt/sn kaynak suyu (%33) Bursa İl Özel İdaresi tarafından yasal kullanım izni verilerek 10 milyon lira gelir elde edildiğini belirtti. Yasa ve yönetmelik gereği kaynak debisinin %30’un doğaya bırakıldığı savunulan açıklamada, geri kalan 74 lt/sn (%37) kaynak suyunun boşa aktığı ve bunların da özelleştirmek istendiği belirtildi.
Biz, DOĞADER olarak Bursa İl Genel Merkezi AKP Grup Başkan Vekili Ahmet Er’in açıklamalarını tepkiyle karşılıyoruz.
DOĞADER, su kaynaklarının ticarileştirilmesini toplumun geleceği için büyük bir tehdit olarak görmektedir. Ulusal sermaye, ulus ötesi su baronlarıyla işbirliği içinde gelecekte çok daha değerleneceği öngörülen su kaynaklarını ele geçirmek için büyük bir çaba içindedir. Toplum adına yönetimi elinde bulunduranların, yaşam için vazgeçilmez değeri olan suyu şirketlerin egemenliğine sunması, kapitalizmin sermayeyi her zaman toplum çıkarlarından üstte tuttuğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Biz DOĞADER olarak, hangi nedenle olursa olsun doğadan, özellikle dağların doruklarından suyu boru içine hapsedilerek uzaklaştırılmasına, şişelenmesine ya da farklı amaçla kullanılmasını karşı çıkıyoruz.
Suyun yönetiminde söz sahibi olanlar bir yandan suyu pahalaştırıp, suya erişimi zorlaştırırken, diğer yandan “Su boşa akıyor” safsatasını dillerinden düşürmüyor. Su, bu güne kadar hiçbir zaman boşa akmadı. Su geçtiği yere her zaman can verdi.  İnsanlığın ilk yerleşim birimleri su kenarlarında kuruldu. Köylerdeki çiftçiler, suyu kullanarak tarımı öğrendi ve insanlığın bu günlere gelmesini sağladı. Köylerimiz yüzlerce yıldır sürdürdükleri varlıklarını suyla yarattıkları zenginliğe borçludur. Suyun değerini bizlerden daha iyi bilen köylülerimizin, suyun ticarileşmesine karşı bizlerle aynı duygu ve düşüncede olduklarını çok iyi biliyoruz.
Yaşamın vazgeçilmezi olan su, doğadan koparılıp borular içine hapsedildiğinde oradaki tüm canlılar bundan etkilenir. Biz görmeyiz, bizler fark etmeyiz ama onlar, bitkiler, hayvanlar, böcekler ve daha pek çoğu bunu canlarıyla öderler.
Ahmet Er’in açıklamasında sözü edilen %30 can suyunun doğaya bırakılması ise koca bir yalandan başka bir şey değildir. Kaynak sularını ait olduğu yerden ve sahibi olan canlıların koparmanın bedeli olarak yasa ve yönetmeliklere giren %30 can suyu tümüyle bir aldatmacadır. Uludağ’da yaptığımız su kaynakları inceleme gezilerimizde bir damla suyun bile doğaya bırakılmadığını kendi gözlerimizle tanık olduk. DOĞADER, doğaya bırakılması gerekenin suyun, dağlardan çalınan suyun tamamı olduğunu savunmaktadır.
DOĞADER olarak, çeşitli etkinliklerimizde Uludağ’ın ayak basılmamış noktalarını adım adım geziyoruz. Bu etkinliklerde sürekli gözümüze çarpan su boruları ve su kaynaklarına yönelik 2011 yılı içinde özel çalışmalar içinde olduk. Uludağ’a düzenlediğimiz inceleme gezilerinde onlarca gizli, açık su kaynağı belirledik.
Su şirketleri, Uludağ’da kimsenin kolay kolay ayak basmadığı 2000 metrenin üzerindeki alanlarda su çıkarmak için toprak kazarak kuyular açmaktadırlar. Her açılan kuyu için üzerine, çelik kapılı betonarme su toplama tesisi kurarlar. Üzerinde güneş panelinden sağladığı enerjiyle dört yönü gözetleyen kameralarla donatılmışlardır.
Toprak altından çıkartılan bu sular, kaynak suyu olarak şişelenerek satılmak için su şirketlerinin ovadaki tesislerine indirilirler. Yol olsa bile borular yolun altından geçirilmez. Düz bir güzergah boyunca Uludağ’ın sık ormanlık yamaçlarından 3 – 4 metre eninde ağaçlar kesilerek yollar açılır. Uludağ’da yalnızca bir boru hattını aşağı indirmek için ormandan toplamda 3000 m2 ağaç kesilmektedir. Bu anlatılan, yalnızca bir su borusu hattının aşağı indirilmesi içindir. Açılan her yeni su kuyusu bu orman katliamına zemin hazırlamaktadır.
2010 yılı Aralık ayında Kocaeli’nde bir ambalajlı su şirketinin ovada yeraltından çektiği kuyu suyunu damıttıktan sonra kaynak suyuna karıştırarak şişelediği ortaya çıktı. Bursa’da su şirketlerinin proses (kullanma) suyu adıyla su şişeleme tesisleri içinde açtığı kuyular, bu konudaki kuşkumuzu daha da güçlendirmektedir.
Ahmet Er’in yaptığı açıklamada dikkat çekici başka bir konu, ticarileştirilen suyun ücretlendirilmesiyle ilgilidir. Er, açıklamasında 2011 yılı içinde ticarileştirilen 27 su kaynağından toplam 67 lt/sn su için 10 milyon TL gelir elde edildiğini bildirmişti.
Yapılacak basit bir hesapla Bursa İl Özel İdaresi’nin su şirketlerine suyu litresi 1 kuruşun çok altında pazarladığı ortaya çıkmaktadır. Diğer tüm maliyetler düşünülse bile, yarım litresi 50 kuruşa satılan ambalajlı su için su şirketleri devlete 1 kuruş bile ödememektedir.
Su şirketlerinin pazarladığı damacana ve şişe sulardaki KDV ve diğer vergilendirmeler ayrı bir inceleme konusudur. Bakkal, büfe gibi yerlerde satılan küçük hacimdeki ambalajlı sulara satın alma fişi çoğunlukla verilmemektedir. Damacana suların en çok tüketildiği evlerde dağıtıcılar çoğunlukla tüketicilere satın alma fişi vermez. Tüm bunlar, su şirketlerine litre maliyeti 1 kuruş bile olmayan ambalajlı suların pazarlanmasından elde edilen tonlarca paranın yanında vergi kaçakçılığı ile de inanılmaz boyutta paralar kazanıldığı kuşkusu ortaya çıkarmaktadır.
DOĞADER olarak görüşümüz, ambalajlı suların her damlasının vergilendirilmesi durumunda, su şirketlerinin sahip oldukları yasal su kaynağı kullanım debilerinin kat kat üzerinde üretime sahip oldukları ortaya çıkacağı yönündedir.
Çeşitli nedenlerle şebeke suyundan su içmeyi bırakarak damacana ya da ambalajlı su pazarına yönelmiş vatandaşlarımızın öncelikle içtikleri ambalajlı suyun, sağlığı konusunda kuşku duymaları gerektiğine inanıyoruz.
Yapılan bilimsel araştırmalar, plastik türevli şişe ve damacanalarda satışa sunulan ambalajlı sulara kimyasal madde geçişi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bilinen en kanserojen madde olan Dioksin, kadınlık hormonunu taklit ederek çeşitli sağlık sorunlarına neden olan Bisfenol A ve kimyasal silah olarak kullanılanFosgen bu kimyasallardan yalnızca bir kaçıdır. Yumuşak (memba) suyu her zaman çok iyi bir çözgen olduğu unutulmamalıdır.
DOĞADER olarak önerimiz, içme suyu olarak vatandaşlarımızın şebeke suyunu filtre etmeden kullanması yönündedir. Su filtrasyon sistemlerinin de çeşitli sakıncaları bulunmaktadır. Biz, içme suyu olarak kent içi şebeke suyu kullanıyoruz.
Bursa’da ve ülkemizin her yerinde ambalajlı suları terk ederek şebeke sularına dönmek zorundayız. Eğer biz ambalajlı suları terk etmezsek, yakın bir gelecekte şebeke sularını kullanma suyuna dönüştürme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağız. İşte o zaman, var olmak için yalnızca inanılmaz fiyatlarda satılacak ambalajlı su suya muhtaç olacağız. Su şirketlerinin düşlerini süsleyen böyle bir duruma karşı bizler ambalajlı suyu terk ederek, şebeke suyuna yönelmek ve bu olumsuz yönelişi kırmak zorundayız
            İlçemiz Mustafakemalpaşa’da da Suuçtu’nun suyu başta olmak üzere birçok suyumuz satılmaktadır. Doğader Mustafakemalpaşa Temsilciliği olarak, Sünlük ve çevre köylüleri olarak 24 Mart 2012 Cumartesi günü saat 14.00’da Setbaşı Mahfelde toplanıp Bursa Heykel Meydanına yürüyor ve suyumuza sahip çıkıyoruz. Mustafakemalpaşalı duyarlı insanlarımızı da bu eyleme davet ediyoruz.
 
Biz DOĞADER olarak diyoruz ki;
·   Suyun metalaştırılmasına derhal son verilmelidir.
·   Ambalajlı su şirketlerine verilen ruhsatlar iptal edilmeli, yenilerine izin verilmemelidir.
·   İl Özel İdare’leri, şirketlerin değil halkın çıkarına olan kararlara imza atmalıdır.
·   Ülkemizin her yerinde çeşmelerimizden içilecek kalite ve nitelikte su sağlanmalıdır.
·   Su ücretleri kullanım değeri üzerinden hesaplanmalıdır.
·   Su, yaşama hakkıdır. Evlerde kullanılan suyun kullanım değeri yoktur. Kent içi şebekelerden her aileye içilebilir kalitede ücretsiz su sağlanmalıdır.
·   Kent içi su şebekeleri ticarileştirilmesinin ön adım olan kontörlü su sayaçlarını terk edilmeli, belediye yöneticileri bu özelleştirme oyunlarına alet olmamalıdır.
·   Etrafında ki tüm suların sermayenin değişik biçimleri tarafından çalınan köylünün su parası ödemesi tam bir insan hakkı saldırısıdır. Köylerde ki evlere takmaya hazırlanılan su sayaçları uygulaması kabul edilemez.
·   Köylerde su kanaletlerinden geçimlik tarım yapanlara tarımsal su ücretsiz sağlanmalıdır.
·   Uludağ’da suyu kaynağında kirleten oteller kapatılmalıdır.
·   Suyu asıl kirleten sanayi tesisleri, arıtma tesisi yapmaya zorlanmalıdır.
·   Su arıtma tesisleri, görünürde değil işlevsel çalıştırılmalı nitelikli arıtma yapılmalıdır.
·   Sanayinin yoğun olarak kullandığı ve büyük çoğunluğu kaçak yer altı su kaynakları üzerinde denetim arttırılmalı kaçak kuyular derhal kapatılmalıdır.
DOĞADER, bundan sonra da suyun ticarileşmesine karşı hukuksal ve eylemsel mücadele içinde olacaktır. Yüreğinde doğa sevgisi taşıyanları, DOĞADER’le birlikte mücadeleye davet ediyoruz.”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir