SIRTINI ULUDAĞ’A VER, YÜZÜN ULU CAMİ’YE DÖNSÜN, İŞTE BURASI BURSA!

Bursa, Muradiye’den başlayarak, Emir Sultan’a uzanan bir şehirdir aslında…
Osmanlı ve Cumhuriyet mimarisinin özgün örneklerini görebileceğiniz yerler bu hat üzerindedir.
Kentin gerçek kimliğine burada rastlayabilir, o havayı ancak merkezde soluyabilirsiniz.
Son zamanlarda değer kaybetse de…
Nitelikli insanlarını Nilüfer’e göç verse de…
Modern olanaklar arayan insanlar kentin batısında kaysa da…
Bursa’da yaşamak, Bursa’yı yaşamak için arada bir Heykel-Postane arasında tur atmak şart…
Muradiye’ye çıkmak, Yeşil’e uğrayıp bir çay molası vermek, Tophane’den Bursa ovasına bakmak insana iyi gelir!
Cuma sabahı YeniDönem gazetesi ailesi olarak Şaban Bingölballı’ya ait Heykel’de Sori kafede buluştuk, kahvaltı yaptık. Güneşli bir Bursa sabahında o ruhaniyetli havayı soluduk.
GİRİŞİMCİ RUHA SAHİP AİLE!
Yatırımcı ve girişimci bir yapısı var Bingöl ailesinin…
Gıyasettin Bingöl’ün sahibi olduğu Sınav Okulları sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin en önemli eğitim kurumlarından biri haline geldi. Öteki kardeş Kudbettin Bingölballı, yine sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin en büyük kitapçılarından biri oldu. Kudbettin Bingölballı’nın sahibi olduğu BKM, Sönmez İş Saraya ve de Fatih Sultan Mehmet Bulvar’ındaki kitap evleriyle kente kucak dolusu kültür-sanat taşıyor. En son yazarlarla yaptığı imza günündeki kuyrukların uzunluğu, buradan Bağdat’a yol oldu.
Ailenin diğer bireyi Şaban Bingölballı da Heykel’de Postane binasının yanındaki iş hanın en tepesinde sırtını Uludağ’a yaslamış, yüzü Ulu Cami’ye bakan bir işletmeye sahip…
Kentin en güzel noktalarından biri burası…
Beşini kata çıktığınızda, sağınızda tarihi 1870’lere dayanan belediye binası… Ahmet Vefik Paşa’dan beri orada duruyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Son Valsi” yaptığı o güzelim bina, özgün haliyle korunmuş…
Önünüzde Osmanlı’nın en güzel eserleri, Koza Han ve Ulu Cami…
Osmanlı’nın ilk büyük alış-veriş merkezi Koza Han…
Solunuzda Tophane yamaçları, Osmangazi, Orhangazi türbeleri…
Biraz reklam sloganı gibi olacak ama yüzde yüz doğru…
Sori kafede Türk kahvesi veya demli çay eşliğinde Bursa’yı yaşayıp, bu kentin havasını soluyabilirsiniz.
BU ÜLKEDE DOĞRUYU SÖYLEMEK NE KADAR ZOR?
Tahsin Bulut…
Diş Hekimi…
Kamu Politikaları Enstitüsü Başkanı…
AK Parti’nin çeşitli kademelerinde görev yapmış, önemli bir isim…
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada aşağıdaki yayınladığım düşüncelerini kaleme aldı.
Her satırı ibretle okunması gereken bir yazı:
“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 verilerine göre Türkiye’nin 2000-2015 arası ithal ettiği cep telefonları için ödediği para 23.4 Milyar Dolar. Kayıt dışı olanlar hariç.
Bu meblağ Akkuyu Nükleeer Santrali için harcanacak para tutarını aşıyor. Ortalama bir akıllı cep telefonunun ağırlığı 100 gr. civarında. Fiyatı da 3500-4000 lira. Mermer işi yapan bir yakınımla konuştum, bir TIR dolusu yaklaşık 10 ton çimstone da aynı paraya geliyormuş. Beden gücü ile kaba üretimin, teknolojiye nasıl da yenik düştüğünü görüyor musunuz?
Her 3 yılda bir de telefonlarımızı yeniliyoruz. Şimdi anlıyor muyuz teknoloji üretmenin ne anlama geldiğini?
Biz din, mezhep, kültür, kimlik temelli tartışmalarla siyasetimizi sürdürelim, eğitimimizi de bunlara göre belirleyelim, hamaset yüklü tartışmalarla, sloganlarla vaktimizi geçirelim, elin adamı bilgi temelli gelişme ile ömür boyu bizi haraca bağlasın…
Şurası kesin, teknoloji üretenler, üretemeyenleri modern köle yapacaklar, yapıyorlar da zaten. Siz istediğiniz kadar bağırın durun, bilgiyi üretemezseniz, dünyevileşemezseniz, şeffaflaşamazsanız, demokrasiyi geliştiremezseniz, kapsayıcı siyaseti ve kapsayıcı ekonomiyi gerçekleştiremezseniz, tarihin yok olmuş toplumlar listesine doğru yol almaya devam edersiniz…”
Tabi ki bazıları bu cümlelere bile itiraz etti.
Var mı bu söylenenlerde bir yanlışlık?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir