ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE?

Milli Futbol Takımın Kaptanı Arda Turan, eğitimsizliğin kışkırttığı tatmin olma tutkularına bir kez daha yenik düştü.
Görgüsüzlüğün getirdiği kabadayılığı daha önceleri de çok yaptı. Ne de olsa manevi babası Fatih Terim’in oğlu.
1’den devam
Görünen o ki, Barselona’lı Arda Turan şan, şöhret ve para yükünü kaldıramadı. Makedonya’da Dünya şampiyonu oldukları(!) milli maçın dönüşü uçakta babası yaşındaki gazeteci Bilal Meşe’ye, kendisini eleştirdiği gerekçesiyle tekme, tokat girerek ağza alınmayacak küfürlerle saldırdı. Belli ki yaşlı gazeteci, öfke kusanlar için en yumuşak halka. Meşe acımasızca doğranırken, küfürlerin büyük ucu, sanki öfkenin ana merkeziymiş gibi Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören ile milli takımların neyiyse Fatih Terim’e uzandı. Olaylardan sonra görüşü alınan Terim, “Kargaşa çok arkadaydı, duymadım, görmedim, bir şey anlamadım. Daha sonra yardımcılarımdan öğrendim” tekerlemesi ile geçiştirdi.
Anlayacağınız muhataplar sus-pusta, üç maymunu oynuyor. Birkaç gün sonra ancak ses çıkarabilen Yıldırım Demirören’in neler yumurtladığına bir bakın: “Türk Futbolunu karıştırmak isteyenlere fırsat veriliyor. Hocamıza sahip çıkmamız gerekir. Hocamızla, kaptanımız yine karşı karşıya getiriliyor. Arda yanlış yapmıştır, ancak bunu medeni bir şekilde değerlendirebiliriz. Arda referandum sürecinde benim gibi “Evet”i desteklediği için eleştirilmiştir, bunu biliyorum.” Mübarek döktürmüş. Ne istersen var da, dürüstlük çerçevesi içinde aranılanın zerresi yok. Konuşmanın derinliğinden, Yarabbi şükürle gelen Arda ile yeniden kucaklaşılabileceğinin mesajları çıkıyor. Federasyonu kontrol etmeye çalışan Demirören’in, Babası’nın telefondaki gözyaşları ile sağlamlaştırdığı koltuk sallanmaya başlayınca, Mevlana’yı solladığını söyleyebiliriz. Fatih Terim ise ilk sarsıntıyı Cumartesi günü, “Kosova maçından sonra her şeyi tüm ayrıntıları ile konuşacağım. O gün dilediğiniz soruları sorabilirsiniz. Gri hiç bir şey kalmayacak” diye geçiştirdi. Terim, Pazar günü akşamı saatlerce konuştu, ancak kimse bir şey anlamadı. “Dağ fare doğurdu” derler ya, aynen öyle oldu: “Uçağa binene kadar hiç bir şey yoktu. Ne olduysa uçakta oldu. Olanları ben duymadım. Uçaktan inince öğrendim. Ben de kamptan gönderdim. O da, milli takımı bıraktığını söyledi. Benim idare ettiğim takımlarda bu güne kadar hiç sorun çıkmadı. Aslında sorun dışarıdan kaynaklanıyor. Federasyona karşı da yıpratma hareketi yapılıyor. Dışarıdan karıştırılıyor, futbolcular yönlendiriliyor. Hiç bir maç ya da, kamp sorunsuz olmaz. Benimle derdi olan gelsin yüzüme söylesin.” Dam üstünde saksağan, gel bize bazı bazı. Tabi ki Arda’nın yanıtı gecikmedi: Terim’in basın toplantılarında arkadan konuştuğunu belirten Arda, “Ben her şeyi yüzüne söyledim. Kimseye de kendimi kullandırmadım” diyor. Anlayan beri gelsin. Konuşurken konuşmamak demek ki böyle oluyor. Atarken mangalda kül bırakmayan Fatih Terim, iki sözcüğü yan yana getirerek, sorunun kaynağı budur, sorumlular şunlardır. Dışarıdan karıştıranlar da bunlardır deyemedi. Kavgalar bahane, yılda 3.5 milyon Euro şahane. Aslında, aynı familyadan gelen Demirören, Terim, Turan ve Dilmen, referandumun vitrin süsleridir. Ancak, Arda kıvırmayı beceremiyor. Yer ve zaman konusunda denge ayarlarını kaçırınca, frenler patlıyor ve bodoslama dalıyor. Arda’nın hiç bir koşulda yapmaması gereken iğrenç saldırı iç dünyasını yansıtan ilkelliktir. En acısı da; üzülmesi, biraz pişmanlık duyması ve özür dilemesi gerekirken, sıcağı sıcağına yaptığı basın açıklamasında, “Aynısını yine yaparım. Kuş gibi rahatladım” demesidir. Köprü altı kültürü ile milli takımların neyiyse yürümüyor. Çok yetersiz kalan Fatih Terim orada oldukça kimsenin kuşkusu olmasın bu rezillikler sürekli yaşanacaktır. Selden kütük kapmaya çalışan Şeytan Rıdvan’a ne demeli? Talimatla Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına oynamaya başlayan Şeytan, (Önümüzdeki yıl Başakşehir’i şampiyon yapacaklar ya) referandumda biatçılar safındaki yerini alarak, “Ben de varım” demişti. Yurtseverler tarafından aforoz edilince, kem, küm yaparak, “Yanlış anladınız, ben de Atatürkçüyüm” ayaklarına yatmıştı.. Ancak, hiç de inandırıcı olamamıştı. Anlayacağınız, idare-i maslahatçılığı yeğlemişti. Federasyondaki ibre Göksel Gümüşdağ’a kayınca Şeytan, yine sahne aldı: “Evet” için birlikte filim çevirdikleri Arda’nın pisliklerini yenilir gibi göstermeye çalışıyor. İzmir Marşı’na “Siyasi slogan” diyor. Yanlış adresleri hedef göstererek spora siyaset karıştırıldığını söylüyor. Yeni krizlerin temel taşlarını döşüyor. Kaza ile seçilirse, Federasyonda nasıl kıvırcık yapılacağından örnekler sergiliyor. İki cami arasında salyangoz satıcılığı yapan Şeytan Rıdvan’ın, boş bir çuval olduğu kabak gibi sırıtıyor. Ayaklar baş olmuş, el birliği ile futbolun, daha doğrusu sporun içine ediyorlar… Bilin bakalım, şeytan bunun neresinde?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir