SEÇİM BARAJI VE DEMOKRASİ

Author Image
Hamza Oğuzer
Cumhuriyet Halk Partisi’nin  35 Olağan Kurultayı, 16/17 Ocak 2015 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda gerçekleşti. Kemal Kılıçdaroğlu 4. kez genel başkan seçildi.
Başkanlık için yarışan Umut Oran ve Muharrem İnce, kurultaydan günler önce adaylıktan çekildiklerini açıklamışlardı.  Mustafa Balbay ise, son güne kadar adaylık için gereken imzayı toplamaya çalıştı; ancak kurultaydan bir gün önce, gerekli imzayı toplayamadığını, 92 imzada kaldığını, bu durumda adaylık başvurusu yapamayacağını açıklayarak yarıştan çekildi.
Öte yandan Balbay, kendisine imza verilmemesi için genel merkezden illere “tez canlı ve tekin olmayan telefonlar” geldiğini, “Balbay’a oy vermeyin” diye delegelere baskı yapıldığını ve başkan adaylığı için aşılmak zorunda kalınan  %10’luk parti içi barajın çok yüksek olduğunu değişik platformlarda dile getirdi. .
Bizdeki siyasi parti başkanlarını koltuklarından indirmek, kralları tahtından indirmekten daha zor…  Bunu, ancak delegelerin oyları ile yapabilirsiniz; ama delegenin oyunu almak hiç de kolay değil. Çünkü bu delegeleri, zaten mevcut başkan ve çevresi belirliyor.
Başkanlığa aday olabilmeniz için kurultay delegelerinin, örneğin,  AKP’de %20’sinin, CHP’de 2012’ye kadar %20, 2012 yılından bu yana %10’unun açık imzasını almanız gerekiyor. Şu günlerde MHP’de yaşananlar ise çok daha anti-demokratik bir durumun göstergesi…
Üç başkan adayı (Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın) olağanüstü kurultay toplamak istiyor. Parti tüzüğüne göre bunun için kaç imza gerekiyor,249… Muhalefet kaç imza toplamış, 543… Buna rağmen Devlet Bahçeli ne diyor? “İmzayı kim ne kadar toplarsa toplasın. Müracaatları halinde kabulü mümkün olmayacaktır.” İşte size Türk tipi demokrasi…
Diyelim ki muhalefet kurultayı topladı, iş kurultayı toplamakla bitmiyor ki… Başkanın değişmesi için tüzük değişikliği gerekiyor. Bunun için 1240 delegenin salt çoğunluğu olan 621 kurultay delegesinin buna olur vermesi gerekiyor.
Bu da mevcut yönetimin  tespit ettiği delegelerle hiç de kolay değil. Bütün bu antidemokratik uygulamalar 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu’ndan kaynaklanıyor. 12 Eylül rejiminin başımıza sardığı belâlardır bunlar.
Fakat ne yazık ki aradan geçen bu 30 yılda, gelen tüm siyasiler ve hükümetler ne bu anayasayı değiştirebildiler ne siyasi partiler kanununu ve ne de diğer faşist yasaları… İktidara her gelen bu yasaları tepe tepe kullandı ve kullanmaya devam ediyor.
2839 sayılı bu yasanın 1983’te 33. maddesine eklenen birinci fıkrası ne diyor? “Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde, seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların %10’unu geçemeyen partiler milletvekili çıkaramazlar.”
Yani tam bir “Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı o taşı çıkaramaz” durumu… Avrupa Birliği yolunda kör topal ilerliyoruz. Hedef belli; Avrupa Birliği’ne girmek… Peki, AB üyesi ülkelerde seçim barajı ne durumda? %0 ile %5 arasında…
Son söz: Kendi partilerinde demokrasiyi kurumsallaştıramayan siyasi parti liderleri, bu ülkeye özgürlükçü demokrasiyi getirebilir mi? Ne dersiniz?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir