SAVAŞ VE BARIŞ

Author Image
Hamza Oğuzer
Temel ile Cemal; yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen çok samimi iki arkadaştır. Temel, Cemal’den borç para alır ve borcunu ödemez. Olay yargıya taşınır. İddianame okunur, tanıklar dinlenir, sonunda hâkim Temel’e sorar: “Ne diyorsun bütün bu olup bitene?” Temel:”Hâkim Bey, ben bu adamdan para almadum.”der. Bunun üzerine Cemal sinirlenir ve” Ula sen benden para almadun mu?”diye sorar.
Temel: “Hâkim Bey, ben bu adamu tanımayrum. Neden ondan para alayum?” deyince, Cemal öfkelenir ve Temel’e dönerek.” Ula sen şimdi beni tanimay musun?” diye sorar. Temel gayet pişkin; “Tanimayrum.” Der. Bunun üzerine Cemal daha da öfkelenir ve:” Ula sen beni tanimayisan ben seni heç tanimayrum.” Der ve mahkeme salonunu terk eder.
Neden anlattık bunu? Rizeli Cumhurbaşkanımız Kılıçdaroğlu’nu kastederek. ”Beştepe’nin (Sarayın) yolunu bilmeyenle benim işim olmaz.” Dedi ya, ondan. Şimdi normalde olması gereken ne? Hükümeti kurma görevinin CHP’ye verilmesi; ama Cumhurbaşkanı, Kılıçdaroğlu’na; “ Ben seni tanimayrum.” Diyor. Buna karşılık CHP ne diyor: “ Yere batsın senin sarayın. Ula ben seni heç tanimayrum.” Şimdi ne olacak? Seçim hükümeti kurulacak. MHP:”Ben yok’um.” Diyor. CHP: “Ben de yok’um” diyor. HDP, üç partiye de kapısını açmış ve: “Her tür oluşumda ben var’ım.” Diyor; ama üç kapı da yüzüne kapatılmış durumda. Rahmetli Cem Karaca diyordu ya: “Binmişiz bir alâmete, gediyoz gıyamete.” İşte, tam da o durumdayız.
***
Bu arada kirli savaş tüm hızıyla sürüyor. Dağlar tutuşmuş, canlar yanıyor, analar ağlıyor; ama Ankara’da bir başka oyun oynanıyor. Cumhurbaşkanı 9. kez muhtarları toplamış konuşuyor. Fakat konuşması, hiç de birleştirici değil. Örneğin şöyle diyor: “Okul yakanlar bunlar, hastane yakanlar bunlar, camilerimizi yakanlar, yıkanlar bunlar. Bunlara karşı mücadeleyi sürdürmek için sizlerle bir aradayız. Bunu beraber yapacağız.”
Nasıl yapacaksınız? Muhtar dediğiniz bu insanlar, köy ve mahallenin yasalarla belirlenmiş işlerini yürütmek için, o köy ve mahallelerde oturanların seçtikleri kimselerdir. Görevleri de sorumlulukları da yasalarla belirlenmiştir. Siz şimdi onlardan yetkileri dışına çıkarak, size muhbirlik yapmalarını istiyorsunuz.
Ne oldu? Polisiniz, askeriniz, istihbarat örgütleriniz yetmedi mi? Yetmemiş olmalı ki bu kez müftüleri de imdada çağırıyor. 85 bin Cami ile 125 bin din adamının gücünü de harekete geçirmeye çalışıyor. Enerji bakanı Taner Yıldız kalkmış; ”Benim amacım, Allah nasip ederse, şehit olmaktır.” Diyor.  Sağlık bakanı Müezzinoğlu, daha açık sözlü ve diyor ki:” Cumhurbaşkanı yerine başkan seçseydik, bu kaos yaşanmazdı.” Millî iradenin, her şeyin üstünde olduğunu söyleyenler, seçimle gelmiş ve 80 milletvekili çıkarmış bir partiyi yok sayıp, ona oy veren 6.milyonu aşkın seçmene “şerefsizler” diyebiliyor.
Bir danışman; televizyonda çantası işaret ederek, HDP’ye oy veren 3000 şerefsizin isim listesi burada; şimdi çıkarıp okursam, zamanımız yetmez.”diyebiliyor. Nefret dolu bu sözler, bu ülkeye barış getirmez. Bu dil, barışın dili olamaz. Bunun yanında, bir yandan; “Biz ayrılmak istemiyoruz.” Derken, bir yandan da savaşın tam ortasında,  özyönetim ilân ederek, özsavunma birlikleri oluşturarak, tansiyonu yükseltenlerin samimiyetini de sorgulamamız gerekir. Daha da önemlisi; 31 yıldır devam eden, 40 binin üzerinde can kaybına sebep olan savaşla bir yere varılamadığını ve varılamayacağını,  artık görmemiz gerek.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir