SARAYSIZ BAŞKAN

Author Image
Hamza Oğuzer
 2010 / 2015 yılları arasında, Uruguay Devlet Başkanlığı görevinde bulunan Jose Mujica, Tekin Yayınevi tarafından yayımlanan kitabının tanıtımı için birkaç gün önce ülkemizi ziyaret etti. O’nun ziyareti medyanın bir hayli ilgisini çekti. Kendisini bu derece ilgi odağı yapan en büyük özelliği ise “Dünyanın en yoksul devlet başkanı” olarak anılmasıydı. Mal beyanında gösterebildiği tek şey, 1987 model bir woswogen’di. Oturduğu ev ise, kendisi gibi eski bir gerilla olan eşine ait bir kır eviydi.
O, devlet başkanlığı döneminde, başkanlık sarayına taşınmamış, 40 yıldır oturmakta olduğu toprak yollu bu kır evinde oturmaya devam etmişti. Aylık 12 bin dolar olan maaşının %70’ini ‘ihtiyacım yok’ diyerek hayır kurumlarına bağışlamıştı.
Hürriyet’ten Çınar Oskay’a verdiği röportajda, herkes için alınması gereken önemli dersler olduğunu düşünüyorum. Bugün 80 yaşında olan Mujica, ülkesinde Faşizme karşı savaşan Marksist-Leninist Tupamaro gerilla grubunun önemli bir üyesiydi 1970’de polisle girdiği çatışmada, altı kurşunla vuruldu; fakat ölmedi.
1973’te askeri darbenin ardından, askeri cezaevine gönderildi. 2 yılı hücrede olmak üzere, 13 yıl cezaevinde kaldı. 1985’te, genel afla cezaevinden çıktı. 1994’de milletvekili, Kasım-2009’da devlet başkanı oldu. İşte, o kısacık röportajdan birkaç satırbaşı.
“Merdivenleri basmak basamak çıkmak gerektiğini öğrendim. Mücadelede çok radikal adımlar atarsam, uğruna savaştığım hiçbir şeyi başaramam. Her şey lafta kalır.
Konuşurum, bağırır çağırırım; ama bu hiçbir şeye çözüm olmaz.  Bizler, üretim araçları el değiştirirse toplumun da değişeceğini düşünüyorduk. Yanılmışız. Kültürü değiştirmezsen, hiçbir şey değişmiyor. En zoru da kültürü değiştirmek… Yeni bir kültür yerleştirmenin temelinde felsefe ve etik yatıyor.”
“Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sol’un asıl derdi; ‘birlik’ti.  İspanyol devriminde anarşistler, sosyalistler ve komünistler, kendi aralarında çatışmaya başladığında, kazanan Franco oldu. Almanya’da komünistler ve sosyalistler birbirini öldürmeye başladığında; kazanan Hitler oldu.
Uruguay’da sol, birlik olmayı öğrendiği gün, ortak programlar yaratmayı ve beraber yürümeyi öğrendiği gün, kazanmaya başladı. Kazandık, çünkü birleştik. Farklılıklara saygı duyarak birlik olduk. Birleştiğinizde, gerçek bir alternatif olmaya başlıyorsunuz.  Kimse boş laf, fikir tartışması istemiyor. Tartışma ve fikirler için değil, iktidar için kavga etmek gerekir. İktidar olmak için güçlü olmak gerekir. Güçlü olmak, büyük kalabalıklarla mümkündür.”
“Zengin olmak isteyen insan, eninde sonunda ruhunu Şeytan’a satar. Bu, çağımızın bir hastalığı… Tüketim medeniyeti bir örümcek ağı gibi hepimizi yakalıyor. Mutluluğu, bitmek bilmeyen bir iştahla bir şeyler satın almakta sanıyoruz. Böyle bir sistemde bozulmak çok kolay… “
“Sağcı, solcu fark etmez hangi ülke olursa olsun, ekonomik ambargoya her zaman karşı çıkarım. Tarih bize şunu öğretti; ambargoda hep garibanlar zarar görür. Devleti cezalandırmış olmazsınız. Hep yoksullar zarar görürü. Zenginlere bir şey olmaz.”
“Yöneticiler kendilerine oy veren insanların büyük kısmı gibi, sade ve alçakgönüllü bir hayat yaşamalıdır.”
“Gençlere şunu söylemek isterim; Hayat, seni pek çok kez yere serebilir. Önemli olan tekrar ayağa kalkmak ve yine devam etmektir.”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir