-ÖLÇÜ-

İki kilo vişne, beş ölçü su (bardak) her kilo vişne içinde, üç ölçü ( 3 kg) şeker, bu müzik parçasında ölçü biraz uzun tutulmuş, vücut ölçümüz nedir? Gibi ifadeler hayatımızda hep kullanılır. Ölçü kelimesi ya da kavramı hemen hemen bütün kavramlardan çok daha zengin bir kullanılma gücüne sahiptir. Bazen bir reçeldi kıvamı ya da lezzeti, bazen bir müzikte melodinin uzunluk ya da kısalığın, bazen “içkinin ö1çüsünü kaçırdı” ya da “konuşurken hiç ölçü bilmiyor” gibi deyişlerde, başkalarını rahatsız etmenin anlamını taşımaktadır. Maddi-manevi, soyut-somut nesnel-öznel hem olgu ya da şey için daima kullanılır. Öyle ise ölçüyü amatörce de olsa bir tanım yaparak ona daha derinlemesine düşünmek ya da ondan daha gerçeğe uygun şekilde yararlanma şansını elde etmek gerekir.
Ölçü için, yaşam içindeki maddi veya manevi, soyut
ya da somut tüm düşünce, eylem ya da olguların kabul edilebilirliğini sağlayan, ruhsal, beyinsel yada matematiksel değerler toplamının oluşturduğu sınır yada sınırlardır, şeklinde bir tanım oluşturmak herhalde gerekli bulunmaktadır. Zira davranış, hareket, düşünce dahil tüm yaşam içindeki eylemlerimizin, denge içinde, rasyonel yada kabul edilebilirlikleri ancak, olması lazım gelenin altında yada üstünde bulunması ile mümkündür. Her şeyin kendine özgü doğruluğu, uygunluğu, yeterliliği, gerekliliği ve bütünsel olarak dengeliliği (Armoni) vardır. Öyle ise ona nitelik kazandıran değerlerin oluşturduğu sınırın dışına taşmak onun kabul edilebilirliği az ya da çok bozmaktadır. Bu bakımdan güzellikten çirkinliğe, ahlaktan ahlaksızlığa, iyilikten kötülüğe, doğruluktan yanlışlığa kadar her şeyin birey, toplum, inanç, hukuk, kimya, fizik vs. gibi alanlardaki kabul edilebilirliğine ÖLÇÜ denmektedir. Bu düşünce bizi ÖLÇÜLÜ’ LÜK, ÖLÇÜSÜZ’LÜK gibi bir değerleme içerisine sokmaktadır. Elbette ki kesin olarak birçok konular da rakamsal sınırlara ulaşmak mümkün değildir. O zaman duygusal sınırlar ortaya çıkacaktır. Örneğin AŞIK OLMA bir duygusal durumdur, eğer bu durum kişinin kendine yada diğer tarafın hayatına zarar verici durumları ortaya çıkarıyorsa buna ölçüsüzlük demek mümkündür. Zira yaşamın felsefesi temelinde yarar vardır. Ancak bireysel yararı, müşterek yaşamdaki diğerlerinin yararının üzerine çıkması gerçeği de bir ölçü olarak düşünülebilir. Aksi halde birinin yararı diğerinin zararını oluşturuyorsa orada insana yakışan akılcı bir ölçünün bulunduğunu iddia etmek mümkün değildir. Acaba, insana yakışan ölçü deyimiyle ne kastedilmektedir? İnsana özgü ölçü gerçekten olabilir mi? Burada sözü sayın Fatih Güner’in tercümesi ile Albert Simon adlı bir düşünürün aşağıdaki ifadelerine bırakmak belki de ölçülüğün bir gereği olacaktır.
“Bir insanın ölçüsü kazandığı ye da kaybettiği savaşlar değil, uğruna
savaştığı davalardır”
Bir insanın ölçU1,sahi olduğu çocukların sayısı değil, onlara öğrettiği yaşam şeklidir.
Bir insanın ölçüsü, benimsediğini iddia ettiği idealler değil, davranışlarıyla gösterdiği ideallerdir.
Bir insanın ölçüsü, sahi olduğu maddi servet değil, servetini
yaşamını dolduracak şekilde kullanışlıdır.
Bir insanın ölçüsü, elde ettiği kuvvet
ve otorite değil, kuvvetini akılla, otoritesini de alçak gönüllükle kullanma yeteneğidir.
Bir insanın ölçüsü, yaşama karşı duyduğu sevgi değil, yaşamı boyunca
sağlayacağı itibardır” diyelim ki, bizden başka insanların da var olduğu ve onların mutluluğu ile bizim mutluluğumuzun bir ölçü dengesi içinde bulunduğunu unutmayalım.

Hayallerimizin, zekamızın ya da hırsımızın bu ölçüyü aşmaması doğrultusunda yapacakları her türlü kandırıcı etkisini ve onlara yenik düşmeme erdemini yitirmeyelim.

Kaynak: E. ZOGA

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir