Öğretmenler mutsuz, sendikalar bölünmüş, eğitim sıkıntılı!

Eğitim-İş’in öğretmenlere ilişkin yaptığı araştırmanın sonuçları çok çarpıcıydı. Eğitim emekçilerinin yüzde 25’inin ekonomik sıkıntılar yüzünden ek iş yaptığı ortaya çıktı. Daha da kötüsü, öğretmenlerin yüzde 50’sinin başka bir iş bulduğu takdirde öğretmenlikten ayrılmak isteğiydi. Düşünün öğretmenlerin yüzde 70’ten fazlası ekonomik nedenlerle yaptığı işe motive olamadığını söyledi.
1’den devam
Böylesine kutsal bir mesleğin sevilerek yapılmaması ne demek, onun da yorumunu siz yapın! Konuyla ilgili görüşlerini almak için Eğitim-İş Başkanı Özkan Rona’yı aradım, gazetede buluştuk. Araştırmanın ayrıntıları yayınlandığı için o konuya değinerek geçtik. Ben esas olarak sol değerlere sahip iki sendikanın yani Eğitim-Sen ile Eğitim-İş ayrılığının nedenlerini merak ettim.
Özkan Rona önce süreci anlattı.
12 Eylül cuntasının ardından Töb-Der’li öğretmenler 1990’lı yıllarda Eğit-Der’i kurdular.
O dernek Eğitim-İş adını aldı.
Uzun bir mücadelenin ardından solcu öğretmenler yasal durumun netleşmesinin ardından Eğit-Sen’i kurdu. 1995 yılında iki sendika birleşti, Eğitim-Sen adını aldı. Ancak 2000’li yıllardan sonra Eğitim-Sen’in yönetim kadrosu “radikal” unsurlardan oluşmaya başladı.
Kürt sorunu, ana ayrışma nedeni oldu.
Ana dilde eğitimi savunan, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine karşı söylemler getiren Eğitim-Sen’in üye sayısı 190 binlerden 100 binlere geriledi.
Özkan Rona, “Bize sendikayı böldünüz diyorlar ama 2000-2005 arasında 100 bine yakın öğretmen sendikadan kaçtı. Büyük kayıp verdi. Bölünme de o süreçte gerçekleşti.”
17 Ekim 2005 yılında 47 kişiyle Eğitim-İş yeniden kuruldu. Peki, “Yeniden birleşme durumu olmaz mı?”diye sordum Başkan Özkan Rona’ya…
“Hepimizin gönlünden geçiyor birleşme. Ben aslen Bitlisliyim… Politik bir ailede büyüdüm. Eğitim-Sen’e üye olmayı düşünürken, orada eksen kayması olduğunu gördüm. Biz diyoruz ki, sendika, üyelerinin bileşiminden oluşur. Üyelerinin ortalama politik bakışından farklı olmamalı… KESK’teki çelişki bu, taban ile tavan arasında ciddi bir bakış açısı farkı var. Şunun anlaşılması lazım; Türkiye’de demokrasi, herkese özgürlükten geçer. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi etnik kimlikler üzerinden yürütülemez. Kürtler kendini rahat ifade edemiyor da diğerleri edebiliyor mu? Ekonomik sömürü düzeni etnik kimliklere göre mi yapılıyor? Kürt sömürülüyor da Türk sömürülmüyor mu? Asgari ücret hepimiz için 1300 lira değil mi?”
Eğitim-İş Başkanı Özkan Rona, bir aile büyüğünün cenazesi için gittiği Siirt’le ilgili izlenimini aktardı:
“HDP-PKK siyasetinin çözüm sürecinde büyük bir şımarıklığı vardı. ‘Biz 30 yıldır mücadele ettik ve kazandık’ diyorlardı. Kentlerin yakınlarında PKK’lılar çadırlar kurmuş, halktan vergi alıp, yargılama yapıldığına tanık oldum. Üç yıl önce gittiğimde bu hava vardı. Devlet büyük taviz vermişti. Bu ziyaretimde şunu gördüm, Kürt kökenli yurttaşlar da PKK’dan rahatsızlık duyuyorlar. Halkın büyük çoğunluğu PKK’dan iğrenmiş vaziyette… HDP barajı geçerse PKK’dan kurtuluruz diye bakıyorlardı. Ama olmadı. Halkın birlik ve bütünlükten yana olduğunu görmek beni mutlu etti.”
Bu noktada iktidara yönelik de eleştiri yaptı Özkan Rona: “AKP iktidarı her olumsuzluğu başkalarına yüklüyor. Avrupa, Amerika, muhalefet suçlu ama iktidarın hiç suçu yok. Sanki ülkeyi onlar yönetmiyor. Her gelen bunları kandırıyor.”
Gördüğünüz gibi iki sendikanın ayrılık gerekçelerini konuştuk Özkan Rona ile…
Aslında bu bölünme öğretmenlerin ekonomik, demokratik haklarıyla ilgili mücadelesini de etkiliyor. Güçlü ve mücadele eden bir sendika olsa, öğretmenler, dahası eğitim bu durumda olmazdı. Umarım, son gelişmeler her iki sendika yönetimine ders olur, despotizmin ayak seslerinin duyulduğu bu dönemde ayrılıkları ve ayrılıkçı mantıkları terk ederek yeni bir birleşmenin adımını atarlar!
24 KASIM’DA UYGULANAN AMBARGO!
Milli Eğitim Müdürlüğü, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle bir kutlama toplantısı düzenledi. Yıldırım’da, FETÖ’cülerin elinden alındıktan sonra imam-hatip yapılan Nilüfer okulunda gerçekleşti toplantı…
Buluşma öncesinde Türk-Eğitim-Sen Başkanı Selçuk Türkoğlu’nu arayan Milli Eğitim yetkilileri, kutlamaya hiçbir sendikacının alınmayacağını ilettiler.
Başkan Türkoğlu ile konuştuğumda burnundan soluyordu: “Ne oluyor bu ülkeye? Hani nerede Yenikapı Ruhu! Cadı ruhu mu kaçtı bunların içine? İki yıl önce yaptığım bir protesto nedeniyle toplantıya alınmayacağım söylendi. Yahu sendikacı olarak o protesto benim görevimdi. Üyemin hakkını savunmak, zulüm gören öğretmenime, yöneticime sahip çıkmak suç mu?”
SINAV OKULLARINDAN BÜYÜK HAMLE!
Çok yakından gözlemledim Sınav Okulları’nın büyüme sürecini… Gıyasettin Bingöl’ün kişisel yöneticilik yetenekleri, doğru zamanlarda yapılan hamleler, İslami kimliğine rağmen kimseyi ötekileştirmeyen tutumu nedeniyle Bursa’nın en büyük eğitim markası oldu Sınav… Dershaneler ile başlayan süreç okullarla zirveye ulaştı. Mustafakemalpaşa, Kestel, Balat, Demirci ve Özlüce… Beş büyük okul… 20 bin civarında öğrenci… Yüzlerce öğretmen, binlerce çalışan, on binlerce ekmek yiyen…
Arkasında hiçbir sermaye gücü bulunmayan, tek bir ortağı bile olmayan, banka kredileri ve öz gücüyle yapılan yatırımlar bunlar… Cumartesi günü saat 17.30’da Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın katılımıyla Özlüce yerleşkesinde açılış var. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in de katılması beklenen açılışta çok sayıda belediye başkanı ve milletvekili de hazır bulunacak.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir