ÖFKE ve DÜŞMANLIK 2.

Author Image
Necati Özyiğit
Çeşitli insan tiplerini çeşitli koşullar altında izleyecek olursak görürüz ki sürekli başkalarının sevgisini ve onayını kazanmaya çalışanlar farkında olmadan kendi kişiliklerinde ödün verirler.
Bu ödünlerin belli bir süre sonra yoğunlaşması onları arzu edilmeyen davranışlar içine sokar.
Bazı insanlar da diğerlerini sürekli karşılarına alırlar ve bunun neticesinde dünyaya karşı sonu gelmeyen bir öfke yaşarlar.
Bazıları da kendi dışındakilerle arasına görülmez bir engel koyduklarından onlarla yakın duygusal ilişki kurmazlar. Bu üç tür tutumun her birisinin temelinde korku ve kızgınlık duyguları yatar.
Bazı kişiler çok sevecen bir yakınlık içerisinde diğer insanların sorunlarıyla özellikle ilgilenir kimin derdi olsa, nerede felaket olsa orada ortaya çıkarlar.
Normal insanlığın yardımseverliğinden farklı olan bu tür tutumlarda üstü kapalı bir sadistlik öğesi bulunur.
Zira diğer insanları zor durumda acı çekerken görmekten ötürü dolaylı bir doyum sağlarlar. Bazıları ise sürekli bir şekilde diğer insanları iğneleyerek kızgınlık boşaltırlar.
Bu şaka sistem gibi yollarla olduğu gibi doğrudan ve acıtmak istercesine söylenen sözlerle de gerçekleştirilebilir.
Yaygın tepkilerini her şeye karşı çıkma ya da insanları sürekli karşılarına alma biçiminde ortaya koyanlar da az değildir.
Özellikle otorite olarak algıladıkları her şeye karşı çıkıp baş kaldıranlar bunun bir özerklik savaşı mı olduğunu sanırlar çünkü böylesi kişiler bir yandan sonu gelmeyen öfkenin tutsağı olarak kendilerini yıpratırken diğer yandan karşısındakilerin yıpratılmasında rol oynarlar.”
Bütün bu ifadeler kişiyi kendini analiz edip netliklerini anlama zorunluluğu içine sokar.
Zira öfke ve düşmanca tavır gerek iş ve gerekse özel hayatımızda birlikte yaşadıklarımızla aramızdaki beraberliği olumsuz etkiler.
Bu bakımdan insanın kendi öfke düşmanca tutumunu fark etmesi ve bilincinde olması kişilik geliştirilmesinin bir ön koşuludur.
Bu suretle kişi kendisiyle olan savaş başlatma şansı elde etmiş olur ki bu noktada önemli olan böylesi olumsuz duyguların evrensel nitelikte olduğu gereğini özümlemek ve çoğu insanda bulunabileceğinin mantığını kabul etmektir.
Yaşamak roller yumağıdır. Elbette bu rollerin kuralları vardır.
Canlı bu kuralları anlayabildiği andan itibaren insanlaşmaya başlar ve kuralları anlayan insanda kendisi ve çevresi için doğru ve uygun olan davranış biçimlerini geliştirme şansına ulaşabilir.
Diyelim ki yaşamı ve onun kurallarını algılayabilecek bilinç ve erdeme ulaşıp sadece canlı olma niteliğini aşabilelim.
Kaynak: E.ZOGA.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir