O alkışlar protesto muydu acaba?

Author Image
Yüksel Baysal
Çağdaş demokrasinin çoğulcu toplumun temelleri aydınlanma çağında atıldı.
Bundan dolayı çok sesli müzik ile çok sesli toplum arasında doğrudan ilişki var.
Birbirine koşut (paralel demek sakıncalı,
Öz Türkçe olsun o zaman) gelişmelerdir bunlar…
Russo (Rousseau) Toplum Sözleşmesini 1762 yılında yazdı.
Fransız Devrimi 1789 yılında oldu ve dünyanın en büyük değişiminin kıvılcımları çakıldı.
Klasik müziğin kurucusu Mozart, Toplum Sözleşmesinin yazıldığı tarihten 6 yıl önce doğdu, ilk konserini tamda çağ değiştiren bu kitabın yazıldığı yıl verdi.
Beethoven, aynı tarihlerde doğdu, Avrupa Birliğinin marşı olan 9. Senfoniyi en büyük değişimin ışıkları altında besteledi.
Biz sanayi devriminde nasıl geç kaldıysak, çok sesli müziği de ıskaladık.
Cumhuriyetin çağdaş atılımları, çok sesli toplum yaratmak için yaptığı alt yapı, kendini çok sesli müzikte de gösterdi.
Geriliğe karşı verilen mücadele de çok sesli müzikte önemli bir mevzi işlevi gördü.
Anımsanacaktır, 1990’lı yılların sonunda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası ve korosunu dinledikten sonra, “Bunlar bir ülkenin çağdaşlığının işaretleridir” demişti de bu sözler günlerce tartışılmıştır.
Oysa Süleyman Demirel hiçte haksız değildi.
54 Yıllık Gelenek
Buna önceki akşam 54.Bursa Festivalinin açılışında bir kez daha tanık oldum.
Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Kültürpark Açık Havada, siyahlar giymiş kadınlı/erkekli sanatçılar olarak sahneye çıktığında “İşte çağdaş Türkiye bu” dedik!
Gecenin ilerleyen saatinde tenorlardan biri “O’Sole Mi O” parçasını seslendirdikten sonra, “Bunun anlamı biliyorsunuz ‘benim güneşimsin’ demektir. Büyük Önder Atatürk’te her zaman bizim güneşimiz oldu” dedi.
Sonra da sopranoları işaret ederek “Çağdaş Türk kadınını temsil eden sanatçılarımız burada” diye konuşmasına devam etti.
Pek alışık olmadığımız bir şekilde söz konusu tenor Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası elemanlarına dönerek, “Çağdaş yaşamı temsil eden insanlar burada. Bütün bunları bize sağladığı için Atatürk’e minnettarız” dedi.
3 bin kişilik Kültürpark Açık Havadaki aydınlık yüzlü insanlar ayağa kalkarak bu sözleri uzun süre alkışladı.
Türkiye’yi karanlığa götürmek isteyen bir zihniyeti alkışlarla protesto eder gibiydiler.
Yani milletçe alkışladığımız bir geceydi.
Kent Protokolü Kayıptı!
Aynı saatlere denk gelen Bursaspor maçı olmasına karşı 3 bin kişilik Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu (Neden tiyatro) salonu büyük ölçüde doluydu.
Yalnız, koca protokolde 18 milletvekilinden sadece CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir vardı.
Vali yardımcısı Ahmet Hamdi Usta ve de Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Atilla Ödünç’de kurumlarını temsil ediyorlardı.
Ne yazık ki, kenti yönetenler kayıptı, ama kentin anlı-şanlı gazetecileri de ortalıklarda yoktu.
Sonradan meslektaşımız olan Osman Gürçay hariç…
Bendeki Değişim
Ankara’da öğrencilik yaptığım dönemde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerine giderdim.
Ancak, senfonik konserin arasında tek çalgı konulduğunda, sıkılıyorum!
Demek ki kulağım bu kadar eğitilmiş değil diye de düşünüyorum!
Doğrusu Türk müziği ezgileriyle bestelenmiş senfonileri daha çok seviyorum.
Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Adnan Saygun gibi ölümsüz bestecilerimizin parçaları bana daha çok hitap ediyor.
Önceki akşam konserde üç Karadeniz parçasının programa alınıp seslendirilmesi çok doğru bir işte.
‘Çökertme’, ‘Gesi Bağları’ gibi türkülerimizi çok sesli hale getirilmiş sunumu da dinleyenleri mest etti.
Kısaca etkili ve güzel bir geceydi.
Böylesine güzel bir organizasyonu imza atan başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Bursalıların daha çok ilgi göstermesini diliyorum.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir