NOBEL VE ATATÜRK

Author Image
Hamza Oğuzer
1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde 8 çocuklu bir çiftçi ailesinin 7’nci çocuğu olarak dünyaya geldi. 1963’te girdiği İstanbul Tıp Fakültesini 1969’da  bitirince, Savur’da iki yıl   sağlık ocağında hekimlik yaptı. Sonra ver elini Amerika… Dallas-Texas Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji dalında doktora yaptı.
1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde 8 çocuklu bir çiftçi ailesinin 7’nci çocuğu olarak dünyaya geldi. 1963’te girdiği İstanbul Tıp Fakültesini 1969’da  bitirince, Savur’da iki yıl   sağlık ocağında hekimlik yaptı. Sonra ver elini Amerika… Dallas-Texas Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji dalında doktora yaptı.
Yale Üniversitesi’nde DNA onarım dalında doçentlik tezini hazırladı. Ardından, DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine çalışmalarını sürdürdü. 415 bilimsel makale yazdı ve 33 kitap yayınladı. Halen Kuzey Carolina Üniversitesi biyokimya ve biyofizik bölümü öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
“Hücrelerin, hasar gören DNA’yı nasıl onardığını ve genetik bilgiyi nasıl koruma altına aldığını ortaya çıkardıkları çalışmalarıyla” 2015 Nobel Kimya ödülünü kazanan üç bilim insanından biri oldu. Aziz Sancar’ın bu başarısının arkasında, proje için ayrılan 45 milyon dolarlık bir kaynak ve 35 yıllık bir emek var. ABD’ye gitmeyip de YÖK üniversitelerinden birinde kalsaydı, Nobel bizim için hayal olurdu. Neden acaba? Bunu düşünmemiz gerek.
Prof. Dr. Aziz Sancar, birkaç gün önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine, Türkiye’ye geldi. Kazandığı madalyayı getirip, Genel Kurmay Başkanlığına teslim etti.  Madalya, Genelkurmayda bir kasa içinde tutulacak. Sancar, 19 Mayıs’ta tekrar gelecek ve o madalyayı, Atatürk’ün manevi kişiliğine sunulmak üzere Anıtkabir’e bırakacaktır. Çünkü bu madalya, bilim insanımıza göre; “Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır.”
İlk günden beri başarısını Atatürk’e, Atatürk’ün Cumhuriyetine ve o Cumhuriyet okullarında kendisine verilen eğitime borçlu olduğunun altını önemle çizmeye çalışıyor. Kendisine;”Arap mısınız Kürt müsünüz?” diye soran BBC muhabirini;”Mardin’de, Cizre’de, Kars’ta da doğsam hiç fark etmez, ben Türküm.” Diye yanıtlamıştı.
İsveç’teki Nobel ödülleri dağıtım törenine Osmanlı tuğralı kravatı, yakasında Türk Bayrağı ve Atatürk rozeti ile çıkarak herkese,  Türkiye’nin;  Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyeti kucaklayan koca bir tarihe sahip, önemli bir ülke olduğu mesajını vermiş oldu.
“Ülkeme Nobel ödülü kazandırdığım için çok mutluyum; ama Nobel alan ilk Türk bilim insanı olmak istemezdim. Nüfusu bizden çok daha az olan ülkelerin bizden daha çok bilim insanına sahip olduğunu görüyoruz. 80 milyonluk Türkiye, daha çok bilim insanı yetiştirmeliydi” gibi söylemleri ile bize, çok önemli mesajlar veren bu bilim insanımızı ve onun insanlık için büyük önemi olan çalışmasını maalesef medyamız yeterince tanıtamadı.
Cumhuriyet’ten Behiç Ak, karikatüründe bu durumu çok güzel anlatıyordu. Yan yana yürüyen iki kişi. Biri sürekli konuşuyor. Diğeri sadece dinliyor. Konuşan beş karede şu beş cümleyi kuruyor: “Nobel alan TÜRK bilim adamını çok sevdim. Türk müsünüz? Kürt mü Arap mı? Sorusuna “TÜRKÜM” diye cevap vermiş. Türkiye’deki eğitimi övmüş. Yahu adam kaleci olmak istiyormuş. Evlenme teklifi eşinden gelmiş.”
Hiç konuşmayan, sadece dinlemekle yetinen  arkadaşı, tam bu noktada dönüp kendisine şu soruyu  soruyor: “Neyi bulmuş da NOBEL’İ almış?” Cevap yok. Çünkü o, işin magazinsel boyutunda takılıp kalmış. Bilimsel bir olayı ve ciddi bir bilim insanını magazine malzeme etmek, işte böyle bir şey… Maalesef, medyamız bunu hep yapıyor.

Haber Merkezi

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir