Ne Şam’ın Şekeri, ne Arap’ın yüzü!

2016 yılına yine sorunlu bir Türkiye tablosu ile girdik. Coğrafya kader demişti bir yazarımız. Bu kaderin getirdiği bütün sorunların içinde yaşıyoruz. Ne yazık ki, AKP iktidarının bizi sürüklediği Orta Doğu bataklığında üzerimize sıçrayan çamurlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Evet, Türkiye yeni Osmanlı hayalleri kuran maceraperest Enverler nedeniyle kötü bir noktaya doğru gidiyor.
Rusya, İran, Irak, Suriye ile papaz olmuş durumdayız.
Bu konuda yanlış yapılmaya devam ediliyor.
Ancak izlenen yanlış politikalar, öteki ülkelerin alçaklıklarını görmememize engel olmamalı…
İktidara muhalefet etmeyi, ülke çıkarlarının üzerinde tutmamak lazım…
İki örnek vereyim de, söylediklerim anlaşılmış olsun!
Ülkelerini Amerika’ya peşkeş çeken, 2-3 bin kişilik İŞİD güruhunun önünde bozguna uğrayan, PKK’yı Kandil’de barındıran, Irak denilen uydu devletin küstah bir sesi, Türkiye’nin küçük bir askeri birliği için “savaşırız” açıklamasında bulundu.
Bu açıklamayı yapan Irak Dışişleri Bakanı Caferi’ye sormak lazım, “Sen bugüne kadar kiminle savaştın ki, Türkiye’ye meydan okuyorsun?”
Rahmetli Erbakan’ın gibi söylersek; “Hadi ordan hadi ordan!”
Bir de Rusya var.
Lavrov “Türkiye Irak’ta küstahça hareket ediyor” diye buyurmuş…
Peki kendisi, sınır komşusu bile olmadığı Suriye’de işi ne?
Binlerce kilometre öteden gelip, Akdeniz’e yerleşmek, Suriye’de savaşın tarafı olmak küstahlık değil mi?
Ülkenin yöneticilerini eleştirenler, bu alçaklarla aynı noktaya düşmemeye özen göstermeliler…
TÜRKİYE BU İNSANLARLA NASIL İLERLEYECEK?
Coğrafya kader dedik ya, işin bir başka kötü yanı şu;  bu topraklarda her ölçünün “din” üzerinden alınıyor olması…
İnsanın iyi ve güzeli yaşaması için gönderilen dinler, bugün hem politikanın aracı haline getirilmiş hem de ticaretin…
Özellikle Orta Doğu liderleri, dini, egemenliklerini sürdürmek için bir itaat vasıtası olarak kullanıyorlar.
Bazıları da ticaret için…
İşte iki örnek…
Aydınlık Gazetesi’de Sabahattin Önkibar’ın yazısında var.
Cübbeli Ahmet denilen din adamının “Cehennem ateşinden korunmak için kefen” üretildiğini söylediği dedikodusu yayılmış…
Bunu duyan birçok insan satışların yapıldığı mağazaya hücum etmiş.
Soruyorum, Cübbeli Ahmet bunu yalanlamış olsa da, böylesine yanlış bir bilgiye bile itibar edecek insanların varlığı bu ülke için bir sorun değil mi?
Cubbeli Ahmet’in ismi daha önce de bir su satışına karışmıştı.
Satılan sıradan bir suya “zemzem” demesi, hatta “Peygamberimiz de bu sudan saçını yıkardı” benzetmesi normal kabul edilebilir mi?
Din üzerinden reklam ve ticaret yapmak değil mi?
Yine geliyoruz aynı noktaya…
Yani Mustafa Kemal Atatürk’ün büyüklüğüne…
Türkiye’nin yüzünü batı dünyasına çevirerek, aklın, bilimin, felsefenin, çağdaşlaşmanın, insan haklarının, demokrasinin önünü açtı.
İşte onun temel ilkeleri:
“ Din, Allah’la kul arasında kalmalı, devlet ve din işleri ayrı yollardan yürümeli!”
“Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü!”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir