Kürtlere özerkliği savunan Mustafa Kemal!

Author Image
Yüksel Baysal
Kürtlere özerkliği savunan Mustafa Kemal!
“Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çıkarına olarak da kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırımız içinde var olan Kürt unsurlar o şekilde yerleşmişlerdir ki, pek az yerlerde yoğundurlar. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurunun içine gire gire öyle bir sınır doğmuştur ki,
Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir. “1923 yılında, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden önce söylüyor bu sözleri Mustafa Kemal… O zamandan bu yana çok daha iç içe geçti iki halk… 1 milyon civarında Kürt’le Türk’ün evlendikleri söyleniyor; kaç çocukları var bilmiyoruz!
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri bu kadar da değil: “Sözgelimi Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta, Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait sorun yaratmaları daima mümkündür. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz.” (1)
Yukarıda aktardığım satırlar çok anlamlı değil mi? Günümüzde bile aynı sorun üzerinde tartışıp, kavga etmiyor muyuz?
Çağın ötesini görebilen dehaya sahip Mustafa Kemal, özerklik olmadan Kürt unsurların sorun çıkarabileceği saptamasında bulunuyor ta o yıllarda… Kürt siyasetçiler bunu bir söz olarak kabul ediyor ve sonraki gelişmelere bakarak; “Bizi kandırdılar” diyorlar. Oysa savaş bitmiş, mücadele başarıyla sonuçlanmıştı.
Yani Mustafa Kemal’in kimseyi kandırmaya ihtiyacı yoktu! Yukarıda aktardığım konjonktürel bir cümle değil, o dönemde birleşik bir yurt yaratmanın asgari koşullarını oluşturmaya çalışan bir tavrın sonucuydu.
Sorun şu ki, Kürt sorunu devamlı kanayan bir yara olarak, ulus devletin mezar kazıcısı olabilirdi. Mustafa Kemal, yaranın kaşınmasını önlemek, emperyalist odaklara ayrılık noktalarını göstermemek için özerklik tavrından vazgeçmiş olmalı… Nitekim daha savaş sırasında bile yara kaşınmaya başlamıştı. İngiltere Büyükelçisi De Robeck’in Lord Curzon’a gönderdiği telgraf tam da bugünlerde okuduğum Attila İlhan’ın Reis Paşa adlı kitabında karşıma çıktı. “… Damat Ferit Paşa ile General Suttleworth, Mustafa Kemal’e karşı gizli bir plan tanzim ettiler; Anlaşma imzalanır imzalanmaz, on beş bin kişilik Padişah ordusu ve ayrıca Doğu’daki Kürtler, Mustafa Kemal’in üzerine saldıracaklar.” (2)
Daha ayrıntılı bilgiler de var bu konuda… Süleymaniye’de Şeyh Mahmut isminde biri İngilizler tarafından ikna edilerek, Kürtlerin, Türklere karşı tavır almasını sağlamaya çalışmışlar.
Genç cumhuriyete karşı Kürt-İslam soslu isyanlarda yabancıların parmağının olduğu zaten biliyoruz.
Peki gelinen noktada ne yapmak lazım? Ulus devlete zarar vermeden Mustafa Kemal’in özerklik düşüncelerini yeniden gündeme getirip tartışmanın zamanı gelmiş olabilir mi? Elbette PKK terörünün kökünü kazıdıktan sonra…
Kaynaklar: 1-Mustafa Kemal, Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), Kaynak Yayınları, Birinci Basın 1993, Sayfa 105…
2-Atilla İlhan, Allahın süngüleri, Reis Paşa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Sayfa 370…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir