Köşedeki kavak ağacı gibi durmakla sonuç alınır mı?

Uzlaşma kültürünün olmadığı bir toplumda yaşamak ne zor!
Reina saldırısı sonrasında yine toplum ikiye bölündü.  Bir bölüm, saldırı öncesi yapılan açıklamalara bakarak yılbaşı kutlamasına karşı çıkanları suçladı.
Ki, çok da haksız sayılmazlar…
Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere pek çok dini çevre “Hristiyanlıkla” alakası olmadığı halde Roma döneminden beri kutlanan yılbaşını adeta “dinsizlik” gibi gösterdi.
Kaldı ki din adamlarının böylesine bir süreçte söylemlerine, açıklamalarına dikkat etmesi gerekmiyor mu?
Üstelik “Hristiyanlık” geleneği olsa ne yazar; hani bizim dinimizde hoşgörü vardı!
Devlet yöneticileri de açıkça yapılan tahriklere ses çıkarmadı.
Bu tür yayınlara yandaş kanallar kapılarını sonuna kadar açtı. Cübbeli, cübbesiz pek çok kişi ağzına geleni söyledi. Hatta Nazilli’deki müsamerede Noel Baba’nın başına silah dayama numarası yapanlara bile hoşgörüyle bakıldı.
Savcılar, halkın ortasında bu numarayı yapanları talimatla serbest bıraktırdı.
Oysa devlete kim zarar veriyorsa, halkı kim ayrıştırıyorsa hiç ayrım gözetmeksizin gereği yapılmalıydı.
Ancak bu saldırının profesyonelce yapıldığı, belirli güç odaklarının ülkeyi karıştırmak, bağımsız bir çizgi izlemeye çalışan Türkiye’yi dize getirmek için düzenlendiği çok açık değil mi?
Türkiye’yi yaşanmaz ve yönetilemez kılmaya çalışan büyük güçlerin teşvik ve desteğiyle gerçekleştirilen kalleş eylemdir yılbaşı gecesi yapılan saldırı…
Elbette iktidara yönelik her eleştiri veya uyarıyı ‘kaos yaratılmak isteniyor’ gibi göstermek de demokrat ruha aykırıdır.
Daha doğrusu demokrasinin zerre kırıntısına sahip ülkelerde bu tür eylemlerden sonra iktidar sorumlu tutulur ve sorumluların istifası istenir.
Ama bizde hem istifa olmuyor hem de bazı sosyal medya kalemleri muhalefeti sorumlu göstermeye çalışıyor.
1 Ocak 2017 günü bu köşede yayınlanan yazı bir tür 2016 yılının muhasebesi, derlemesiydi.
Ülkemize, insanımıza karşı yapılan kahpe saldırıların en önemlilerinin bilançosunu yayınladım.
Ancak yeni yılda yazımı şu üst başlıkla paylaşmak zorunda kaldım:
“Kara bir yılı geride bıraktık derken, yeni yıla da Orta Doğu bataklığının içinde girdik. Ülkeyi yönetenler nerede yanlış yaptıklarını mutlaka düşünmeli ve hesap vermeli. Bazıları da köşedeki kavak ağacı gibi durursa, sonuç hiç iyi olmayacak. Bu ülkede artık hiç kimse kendini güvende sanmasın. Ölüm benim kapımdan geçmez demesin!”
Bu yazının dip notu: Başlığı Aydınlık gazetesinin okur mektubundan aldım. ‘Köşe başındaki kavak ağacı’ tanımını, hem yöneticileri hem de toplum sorunlarına duyarlı olmayan kesimleri nitelendirmek için kullandım.
MUSTAFA ÖNSEL’İN ŞEMPANZE İLE TERÖR ARASINDA KURDUĞU BAĞ!
Ergenekon tertiplerinde uzun süre cezaevinde kalan Mustafa Önsel, saldırı sonrasında Odatv’de bir yazı kaleme aldı.
Gerçekleştirilen saldırılarla ne yapılmak istendiğini çok güzel anlatan bir benzetmeyi dile getirdi Önsel:
“Bir kafese birkaç şempanze konulur. Daha sonra uzunca sopayla onlara vurulmaya başlanır. Şempanzeler dayak yedikçe, canları yandıkça sopaya ve onun gerisindeki ele ulaşmaya çalışır. Ama her seferinde kafesin demirleri onları engeller. Yani kendilerini döven ele ulaşamazlar. Bu arada dayak faslı devam etmektedir. Hayvanlar kendilerini sopalayan ele uzanamadıkça gerginlikleri artar. Aşırı öfkelenirler. Ancak değişen bir şey yoktur. Dayak fasılasız ve aralıksız devam eder. Bir süre sonra ilginç bir gelişme olur. Şempanzeler dayak yedikleri sopayı tutan uzanamadıkları ele değil, birbirlerine saldırırlar. Duydukları öfkeyi, yanlarındaki kolayca ulaşabildikleri hemcinslerine yöneltirler.”
İşte bizde de yapılmak istenen budur.
Başta yöneticiler olmak üzere aklını kullanabilen bütün Türk yurttaşları bu durumun farkına vararak söz söylemeli, demeç vermelidir.
Ayrıştırma ve ötekileştirmeye fırsat tanımamalıdır.
Bu yöndeki sorumluluk ise;
Tepeden aşağıya herkesin ama herkesin!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir