KİTAP HIRSIZI

Author Image
Hamza Oğuzer
“Kitap Hırsızı” Avustralyalı yazar Markus Zusak’ın 2005 yılında yayımlanan kitabının adı. Daha sonra filme de alınan kitap, okumayı çok seven küçük bir kızı merkeze alsa da aslında Hitler dönemini anlatıyor. Kitap okunmayı, film ise mutlaka izlenmeyi hak ediyor.
Fakat bugün konumuz bu kitap değil.  Ağrı ilinin Diyadin ilçesine bağlı Taşbasamak Köyünde yaşayan ve Taşbasamak Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi olan Ebru Yalçın, 20 Şubat 2015 tarihinde okuldan çıkıp evine döndüğünde oldukça rahat görünüyordu. O gün okulda yaşadıklarıyla ilgili olarak ailesine hiçbir şey anlatmadı.
Akşamüzeri babasıyla ahıra gitti. Kuzuları birlikte emzirdiler.  Her zaman yaptığı gibi, kuzuları kucağına aldı, öptü ve sevdi. Baba, işi bitince evine geçti. Ebru, kardeşiyle bir süre daha ahırda kaldı. Sonra kardeşini gönderdi, “Sen git. Ben birazdan gelirim dedi.” Fakat gelmedi.
Evdekiler merak etmeye başladılar. Annesi  kızına bakmak için ahıra gittiğinde 12 yaşındaki Ebru’nun bir ipin ucunda sallanan cesedi ile karşılaştı. Ebru intihar etmişti. Aile şaşkındı. Neden böyle bir şeye kalkıştı, bir anlam veremediler. Olay jandarmaya bildirildi. Yapılan tahkikat sonunda, ifadelerine başvurulan sınıf arkadaşlarının anlattıkları, olayı açıklıyordu.
Okulda, okul kitaplığına ait iki öykü kitabı kaybolmuş, yapılan aramada kitap Ebru’nun çantasında bulunmuştu. Öğretmenler çocuğa: “Seni disipline verip okuldan attıracağız. Babanı da jandarmaya bildireceğiz” diyerek baskı yapmışlar. Sınıf arkadaşlarının anlatımları böyle… Kızının, kitap hırsızlığı ile suçlanmasının onuruna dokunduğunu, bu yüzden intihar ettiğini iddia eden baba, öğretmenlerden şikâyetçi olunca, soruşturma başlatılıyor.
Üç öğretmenin de -soruşturmanın selameti açısında- görev yerleri değiştiriliyor. Öğrencinin çantasında bulunduğu söylenen kitap Timaş-Çocuk serisinde çıkan Mustafa Orakçı’nın  “Levent ve tayfası Pamukkale’de” isimli kitap.
13 Çocuklu ailenin 7 numaralı çocuğuydu Ebru Yalçın. Hırsız damgası yemeyi kaldıramadı. Oysa biraz çevresine bakabilseydi ne büyük hırsızlar görecekti. Üstelik onlar, Milletin alın terini, tüyü bitmedik yetimin hakkını çalarken ve hırsızlıkları herkes tarafından bilinir ve dillendirilirken hiç onur, gurur meselesi yapmadılar. Ne vicdanları sızladı ne yüzleri kızardı.
Öğretmenlere gelince, söylenecek söz bulamıyorum. Onlar öğretmen değil, dedektif olmalıydı. Yine başa dönelim. Kitap hırsızı filminden bir sahne… Hitlerin doğum günü kutlanıyor. Meydanlara tepe gibi yığılmış kitaplar yakılıyor. Küçük kız, herkes dağılıp giderken kitap yığınından kısmen yanmış bir kitabı gizlice alıp koynuna sokuyor.
Kızın bu hareketini Valinin eşi görüyor. Fakat kimseye bir şey söylemiyor. Çünkü o da kitapları seven bir kadın. Kızı hırsızlıkla veya Hitler’e karşı olmakla suçlamıyor. Keşke öğretmenler de O Valinin eşi kadar bilinçli davranabilselerdi. Küçük Ebru Pamukkale’yi görebilseydi. Travertenler üzerinde yürüyebilseydi. Kötü mü olurdu?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir