Kalem Tutan Eller

Kısa süreli avukatlık yapan, dergiler çıkaran, Vatan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde siyasi içerikli yazılar yazan ve bu yüzden başı hep derde giren, rahmetli İlhan Selçuk, Selimiye Kışlası’nda tutulduğu günlerdeki bir anısını şöyle dile getirir:
           “Selimiye Kışlası’nda bir hücredeyim… Kapıda nöbet tutan jandarma eri belli ki durumdan memnun değil. Hücrenin önünde volta atarken, parmaklıklardan içeri dönüp seslendi:
– Sen ne iş yaparsın?
– Yazarım.
– Yazmayıp, başını belaya sokmasan da sen de ben de burada bu çileyi çekmesek daha iyi olmazmıydı?”
            Dergi ve gazetelere karikatürler çizen, karikatürleri ile Viyana’da birincilik ödülü alan büyük usta Cemal Nadir Güler (1902-1947) Bursa’da özel bir okulda sıkıntılı bir öğretmenlik yapar.
            Bir gün okul müdiresi Zehra Hanım Cemal Nadir’e ayın kaçı olduğunu sorma yanılgısına düşer.
“Tam kırk biri  hoca hanım” karşılığını alır. Müdire :
“Ayın kırk biri de olur mu canım?” deyince de:
            “Vallahi aklımda kalan bu! Kırk bir gündür alamadık ta” diye durumu anlatmaya çalışır.
            Özel yaşamında çokça somurttuğu için soyadı ile davranışı arasındaki çelişkiye değinen birisine:
            “Ben Nadir Güler’im” der.
            Ahmet Rasim (1864-1932) gazetecidir, öğretici halk yazarıdır, bestecidir. Beş yıl kadar milletvekilliği vardır.
Nevber Hanım, babası evi terk ettiği için oğlu Ahmet Rasim’i tek başına yokluk içinde büyütür. Falakadan geçen yaramaz çocuk, Darüşşafaka’ya (öksüz ve yoksullar yatılı okulu) girdikten sonra bir başka Ahmet Rasim olur. Liseyi okul birincisi olarak bitirir.
            Posta ve telgraf nezaretinde kısa bir memuriyeti vardır. Hayatı yokluk içinde geçtiği için annesi oğlunun memuriyetten ayrılmasını hiç istemez.
            “Oğlum sakın kalemi bırakma” diye ona öğüt verir.
            Ahmet Rasim memuriyeti sevmez. Gazete ve dergilerde yazılar yazar.
            Yumuşak, kıvrak ve sıcak uslubu ile yaklaşık  kırk eser verir. Ama yine de ekonomik olarak çok sıkıntılı bir yaşamı olur.         
            Nevber Hanım’ın kastettiği kalem, kuşkusuz yazı, kayıt işlerinin görüldüğü memuriyet yeri, yani resmi dairedir.
            Ahmet Rasim “kalem” sözcüğünün anlam zenginliğinden yararlanarak şöyle der:
            “Annemin nasihatına uydum kalemden hiç ayrılmadım” diye avunur. Ama yokluk ve sıkıntı peşini hiç bırakmaz.
            Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1950 yıllarında Paris’teki cici beylerimizin lüks yaşamını görünce çok bilinen şu şiirini yazıyor:
            “Herifçioğlu Sen Mișel’de koyvermiș sakalı
Neylesin bizim köylü, nitsin Mahmut Makal’ı
Esmeri, sarıșını, kuzguni karası
Cebinde dört dilberin telefon numarası
Bir elinde telefon , bir elinde kesesi uy!
Yesin onn ninesi yesun onn ninesi”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir