İSLAMOFOBİ VE PEGİDA

Author Image
Hamza Oğuzer
Her şey, Doğu ve Batı Almanya’yı birbirinden ayıran Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile başladı. Bu olay, bir dönemi –soğuk savaş dönemini- sona erdirirken, yeni bir dönemin de kapılarını açıyordu. Komünizm yenilmiş, liberalizm zaferini ilan etmişti. Bazıları bunu “Tarihin Sonu” diye adlandırmıştı. 1993 yılında, Samuel Huntington Foreign Affairs dergisinde ”Medeniyetler Çatışması” başlıklı bir makale yayımladı.
Makale, yoğun ilgi görünce, 1996 yılında geliştirilerek bir kitaba dönüştürüldü. Huntington: ” İki kutuplu dünyada, ulusların birleşmelerinin veya çatışmalarının temelinde ekonomik ve ideolojik faktörler belirleyiciydi. Yeni Dünya düzeninde ise, kültürel medeniyetler belirleyici olacaktır.” Diyor ve ardından harita üzerinde göstererek, Dünya ülkelerini dokuz medeniyet alanına ayırıyordu: Batı, Latin Amerika, Afrika, İslam, Hindu, Ortodoks, Japon, Çin ve Budist…
Açıkça dile getirilmese de bu ayrımda dinlerin esas alındığı anlaşılıyor. Bu tez,  Yugoslavya iç savaşında kısmen doğrulandı. Ekonomik ve ideolojik bir birlik oluşturan ülke, bir anda dinsel ve etnik bir iç çatışmaya sürüklenerek parçalandı. Bu savaşta Ortodoks Ruslar Sırpları, Katolik Almanlar Hırvatları desteklerken, Bosnalılara tek yardım Müslüman ülkelerden geldi.
Asıl kırılma, 11 Eylül 2001’de Amerika’daki ikiz kulelere yapılan saldırı ile başladı. Batı, yeni düşmanını bulmuştu: Radikal İslam… Bu düşmanlık radikal İslam’la sınırlı kalmadı. İslam, tümüyle büyük bir tehdit olarak algılandı ve ardından İslam Korkusu (İslamofobi) tüm Batı’da yükselmeye başladı. Taliban, El Kaide, Boko Haram ve IŞİD benzeri radikal dinci örgütler, kanlı eylemleriyle Batı’da İslamofobinin yükselmesine yardımcı oldular. İşin garibi,  tüm bu radikal unsurları,  Batı kendi eliyle kurmuş,  eğitmiş ve donatmıştı.  Medeniyetler çatışması en sonunda Hıristiyanlar ve Hıristiyan destekli Yahudiler ile Müslümanlar arasında yeni haçlı savaşlarına dönüşecek gibi görünüyor.
ABD’de hazırlanan bir raporda, 2010’da Avrupa’daki Müslüman nüfusun 44 milyon olduğu, hızlı nüfus artışı sonunda bu sayının 2030’da 58 milyona çıkacağı öngörülüyor. Bu tür yayınlar, Yabancı düşmanı ve İslam karşıtı aşırı sağcı partiler tarafından birer propaganda aracı olarak etkili biçimde kullanıldı. Bu yolla partiler, tabanlarını genişleterek oylarını yükselttiler. Örneğin; Fransa’da, 2009 seçimlerinde % 6.3’lük oy oranına sahip olan aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi, 2014 AB Parlamento seçimlerinde aldığı  %24.95’lik oy oranı ile 1. Parti oldu.
Almanya’da kurulan PEGİDA (Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) örgütünün Dresden’de başlattığı yürüyüşler her geçen gün daha çok katılımcının desteği ile giderek büyüdü ve 8 AB ülkesinde,  39 il merkezindeki dev mitinglere dönüştü. Tam bu sırada Fransa’nın Başkenti Paris’te meydana gelen bir terörist saldırı, bir kez daha taşları yerinden oynattı.
Eylemi kimlerin yaptığını, bu eylemle neyi amaçladıklarını, arkalarında kimlerin bulunduğunu şimdilik bilmiyoruz. Fakat eylemin sonucu hakkında kısa bir değerlendirme yapabiliriz. 12 kişinin öldürülmesi ile sonuçlanan bu insanlık dışı eylem, şüphesiz, bir yandan PEGİDA’yı ve Avrupa’daki ırkçı partileri güçlendirirken, bir yandan da yurt dışından gelip, IŞİD ve benzeri radikal İslamcı örgütlere katılan militan sayısını arttıracaktır.
NOT:    Bir insanlık suçu olan, toplumda korku ve dehşet saçmak için genellikle sivilleri ve suçsuz insanları hedef alan terörün her türünü şiddetle kınıyoruz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir