GÜLME KOMŞUNA 10 Şubat 2006

Eski bir Diyanet İşleri Başkanımız bir Gazetede kendi branşı ile ilgili çok güzel yazılar yazıyor ve ayrıca okuyucularının birçok değişik sorularına açıklamalı cevaplar veriyor.
Geçtiğimiz Ramazan ayında bir okurunun sorduğu soruya verdiği sevap çok enteresan olmakla birlikte, okuyucunun sorusu da o derece enteresan, okuyucu bir bayan, kendisine iftira edildiğini, hiç bir zaman yapmadığı hatta yapmayı düşünmediği bir suçla iftiraya uğradığını, ancak elinden hiç bir şey gelmediğini, dolayısıyla kendisine iftira edenlerle ve iftira ile ilgili sorular sorarak, bu durumda ne yapması gerektiğini ifade ediyordu.
Konu çok önemli olmakla beraber, insan olarak derinlemesine düşünüldüğü zaman iradesi sağlam ve kendinden emin olan insanlar için pek de üzerinde durulmaya değer bir husus değil.
Diyanet İşleri eski Başkanlarından olan değerli Din görevlimiz, bayan okuyucusuna vermiş olduğu cevaplarda, masum ve günahsız insanlar için zaman zaman, bazı kendini bilmez insanlar tarafından böyle iftira ve karalamalar yapıldığını, iftira eden bu kişileri Allah’a havale etmenin dışında yapacak bir işlem olmadığını, kendinden emin olan ve o tür iftiralarla işi olmayan insanların yere sağlam basmaları ve hiç korkmamalarını öğütlemektedir.
Şahsım adına, konuya diğer bir cephesinden baktığım zaman, iftirayı yapan kişinin, karşıdaki kişi ile bir alıp veremeyeceği olabilir, kedi örneği eremediği ciğere mundar diyebilir.
Ancak diğer insanlar için ne demeliyiz? Yıllardan beri tanıdığı, bildiği ve hiç biz zaman şüphe duymadığı en yakın bir arkadaşına, komşusuna veya bir başkasına yapılan bu iftirayı gürmüşçesine ve yanındaymış gibi inanması ve kabullenmesi en az iftirayı yapan kişi kadar günahkâr olması demek değil midir?
Ne görmüşsün ne de yanlarında bulunmuşsun, ancak şerefi az bir kimseye itibar ederek sende aynı suçu işlemiş olmuyor musun?
Hiç bir suçu olmayan insanın böyle bir suçlama karşısında kahrolup ölmesi mi lazım? Yoksa hiç bir şey olmamış gibimi davranması gerekir. Dolayısıyla insanoğlu böyle durumlarda zayıf olmamalı, güçlü bir şekilde yaşamına devam etmelidir.
Cenabı Allah’ın yarattığı insanoğlu, doğarken ne kadar güzel ve günahsız, hepimiz evlatlarımızın gözünün içine bakarak büyütüyoruz.
Onların Devletine Milletine hayırlı evlatlar olmasını arzu ediyoruz.
Dünya yüzünde bunların dışında düşünen bir insanoğlu varımı dır? Hiç sanmıyorum, ancak bir gün birileri, o kişi ve kişiler hakkında hiçbir şey görmediği, bilmediği halde korkunç bir iftiraya ve karalama kampanyası açacak, bunu başkalarına söyleyecek, belki de atalarımızın söylediği gibi “At çamuru, tutmazsa izi kalır” örneği, hadi bunu yapan şerefi hiç olmayan kişi, karşısındaki kişi veya kişilere bunu reva görüyor.
Peki ya diğer kişilere ne demeli, en az onun kadar suçlu ve günahkâr olmuyor mu?
Be arkadaş sen ne biçim Müslümansın? Sonra da hiçbir şey olmamış gibi bu cemiyet içerisinde nasıl utanmadan, arlanmadan dolaşabiliyorsun?
Ancak benim inandığım bir husus varsa ki bunun örneklerini görmüşümdür. Bu tür iftira ve karalamalara itibar eden birçok insanın sonu hüsran olmuştur.
Hiçbir şeyden haberi olmayan bir kimsenin durumunu düşünebiliyor musunuz? Kendini nasıl savunabilecek, kimlerden yardım alabilecek?
İşte burada konu, kendi iradesinin dışında tecelli edecektir.
Eski Diyanet İşleri Başkanımızın söylediği gibi, o ve onun gibi kişileri Allah’a havale edecek, yere sağlam basacak ve ölmeyi veya öldürmeyi hiç ama hiç düşünmeyecek, karamsar olmayacaksın.
Seni yakinen tanıyan bilen dostlarına daha bir yakın olacaksın. Ayrıca zalimlerin zulmü varsa, Mazlumların da Allah’ı var diyeceksin. Yaşadığımız sürece bu tür olaylara daima hazır olacağız. Bu Dünya’da ölüm de var. Herkese tasasız güzel günler temenni eder, saygı ve sevgilerimi sunarım.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir