Geçmiş Zaman Olur Ki 22 Eylül 2006

Komşu ilçemiz Karacabey damat’ı olduğum için 1960’lı yıllardan beri tanırım denizini, dağını ve ormanını.
1970’li yıllardan sonra ise, Bayramdereli rahmetli kardeşim Mustafa’yı, Boğazköylü Risaleti, Kurşunlulu Süleyman’ı tanıyınca tam bir denizci oldum çıktım.
Balıkçılık deseniz, ilk önceleri kıyıdan kol kuvveti île attığımız, çapari ve zokalar ile tuttuğumuz lüfer, yaprak, çinekop ve diğer küçük türleri ile hakiki küçük ve büyük istavritleri, bozulmamaları için nasıl rutubetli kumlara gömdüğümüz aklımdan çıkmamaktadır.
Bu arada kendi teknemi almadan önce, ne livardan haberim vardı ne de ıskarmozdan, işte hep bunları zaman öğretiyor insana.
İlk zamanlar Arap Çiftliğinden sonra dere ağzını, öncesi ise Ekmekçi deresini öğrenmiştik.
Daha sonraları ise, bir zamanlar hiç kimsenin olmadığı ve bayanların entarileri ile denize girdikleri Malkara bölgesi, kafa yaran kayalarını, kurşunlu bölgesini karış karış öğrenmiştik.
Orman içindeki Orta gölde, boğazımıza kadar suyun içinde 80-100 metrelik ağlar gererek, yılan balığı ve deniz kefallerini ağlara düşürdüğümüz zamanki keyfimi anlatamam.
Daha sonra ise yılan balığını tulum çıkartıp, odun ateşinde, iptidai bir şekilde kızartırken akan yağlarından yarım metre alevi söndürmek için ne kadar çaba sarf ettiğimizi bugün bile gülerek hatırlamaktayım.
Dere ağzından Risalet’in teknesi ile çıkıp, gece yarılarına kadar şimdilerde kimsenin yaklaşamadığı İmralı adası çevresinde, lüfer ve minekop balıklarını nasıl kovaladığımızı hatırladıkça, gelse o günler geri diyerek üzülmekteyim.
Dere ağzında hiç balık yakalayamadığımız zaman Rahmetli ve Sevgili Kardeşim Bayramdereli Mustafa’nın nasıl imdadımıza yetiştiğini ve iki tur yaparak bizim için ağ çevirdiği bu gün bile gözümün önündedir.
Misafire kasalar dolusu balık hediye eden hiç kimse görmediniz ise bana inanın, rahmetli ve sevgili kardeşim Mustafa öyle bonkör bir kardeşimdi ki
İçinde başta karides olmak üzere, kırlangıç, lüfer, istavrit, dil, pisi, minekop ve daha bir sürü değişik balıkların bulunduğu iki kasayı hediye olarak verirdi. Öyle gani gönüllü ve eli açık bir kardeşimdi Bayramdereli Mustafa.
Ancak bu gani gönüllü kardeşim ne yazık ki çok genç denecek yaşta aramızdan ayrıldı.
Taşı sıksa suyunu çıkartacak kadar kuvvetli belki 1.90 boyunda saf ve temiz kalpli sevgili kardeşim Mustafa çağımızın en kötü hastalığına yakalandı ve kısa bir süre sonra vefat etti.
Allah taksiratını affetsin.
Marmara denizinin orta ayağının bîr tarafında Erdek körfezi diğer bir tarafında ise Bandırma körfezine çok yakın bîr kısımda bulunan Karacabey boğazı hiç güvenilir bir deniz değildir. Ne zaman ne yapacağı belli olmaz.
En güzel bir havada bile çok dikkatli olmak gerekir. Yıllar önce Rahmetli İsmail Özfıçıcı ile Erol beyin başına gelenler, geçenlerde diğer bir tanıdığımız kardeşlerimizin başına geldi.
En sakin olduğu günde bile çok kısa sürede dev gibi dalgalar bir büyük gemiyi bile parçalayabilecek güçte kabarmaya başlar.
Yıllar önde dere ağzından çıkıp İmralı adası yakınlarında avlanırken, bîrden bire küçük beyaz köpüklerin görünmesi üzerine kendimizi dere ağzına güç bela attığımızı, bugün bile korkarak hatırlarım. Dere ağzı birden kapanır ve görünmez olur. Kendinizi içeri atamadığınız takdirde en büyük teknede bile olsanız parçalanmanız kaçınılmazdır. Bilmeyenlerin bu hususu İyice öğrenmesi gerekir.
Son olarak felakete uğrayan kardeşlerime Allah’tan rahmetler diler, geride kalan yakınlarına sabırlar dilerim.
Hiç kimse ben her şeyi çok iyi biliyorum dememelidir. Çünkü onunda bilmediği bir sürü konu vardır.
Herkese tasasız güzel günler temenni eder. Saygı ve Sevgilerimi sunarım.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir