Emeklilik zor zanaat

Author Image
Necati Özyiğit
İnsan yaşamında, çocukken büyümek, çalışırken emekli olmak için acele edilir. Sonuçta insanın en verimli çağında isteğin veya isteğin dışı emekli olursun.
Artık acele edilecek şey kalmamıştır, ancak zaman öyle hızlı geçer ki; ne fren ne balata fayda eder durdurmak için.
Türkiye’de o kadar çeşit emekli var ki saymakla bitmez. Başta milletvekili emeklileri, yüksek rütbeli ordu mensupları, yüksek yargı mensupları ve bunların altları, yine yüksek bürokratlar ötekiler sıradan. SSK emeklileri, bunların da birçok çeşidi var, iki bin öncesi, sonrası, tavandan, tabandan.
Bağkurlular bunlarında tavanı, tabanı, tarımı vs say say bitmez. Hepsinin aldığı aylık ayrı. Emeklilikte ilk akla gelen, çalışmadan, üretmeden, iş derdi olmadan her ay git al aylığını, bir elin balda, bir elin yağda yaşa. Ne güzel bir dünya değil mi?
Gerçekten öyle mi? İşte o meşhur zurnanın sesinin başladığı yer. Genelleme yapılmaz örneğin başta milletvekili, , yüksek bürokrat, yüksek yargı, yüksek rütbeli vs.leri bilmem ancak sıradan emeklilerin, emekli olduklarından sonra kaçının eli bala, yağa değmiştir işte o meçhul.
Çalışırlarken bir çoğu kıt kanaat geçinmişlerdir, emekli ikramiyeleri başlarını sokacak bir ev almaya yetmiştir, çocukların evlenmesi, düğünü, derneği derken oda bitmiştir, yani hala kiradadır.
Hayat yıpratmıştır bedenlerini, her gün yeni bir hastalıkla mücadele etmek zorundadırlar, rafların üzerine ilaçlardan başka bir şeyin koyacak yeri kalmamıştır evde.
Yeni bir hastalık için doktora gitmeye korkar olmuşlardır, çünkü her gidiş yeni bir ilaç demek, yani hepsi birer hap tüpü haline gelmişlerdir. Zaman o kadar hızlı geçmekte ki, her geçen gün, dünü aratmaktadır. Her geçen gün, kadri kıymetten düşmekteler, ara sıra bir kaçı bir yere geldiklerinde, gençliklerini yad etmekten öte, bazense günlük siyasetten, siyasilerin bol bol vaatlerini acaba gerçekleştirirler mi diye umutlanmaktan başka sözlerde azalmıştır.
Bir çoğunun o kısıtlı emekli maaşını tam alabilenler bile kendini şanslı görmekte, çünkü bir çoğu, kızına, gelinine, oğluna veya torununa kefil olmuştur, nasıl olsa sabit geliri var diye bankalarda kabul etmişlerdir, sonuçta maaşlarının bir kısmı ellerine geçmeden kesilmektedir.
Eşi vefat eden, erkekler daha da perişan, eskiden evleri dolup taşarken artık evlerine uğrayanlar azalmış, bazen kendi evlatlarından başkası uğramaz olmuştur.
Aldıkları maaşlarını her ay her ay öyle hızlı kemirmekteki, şu enflasyon denen canavar, ücretler sabit kalırken,  her ay alınan her şey durmadan pahalılaşmada, döviz yükselir, onları etkiler, piyasa kendini ona göre ayarlarken, dövizler düştüğünde geri alınan hiçbir zam olmamıştır. Önce bizim dövizle işimiz ne diyeceksiniz, ama maşallah ithal edilmeyen hiçbir şey kalmamış ki ülkemizde. Şimdi Ramazan ayındayız, çarşı pazarda, her şey ateş pahası, ardından Bayramlar, elin oğlu, hani onlara gavur deriz ya, işte onlar dini gün ve bayramlarda fiyatları ucuzlatıp, herkes mutlu olsun derler de, bizim hiçbir günümüzde öyle bir şey görülmemiş değil.
Gayri gavur kim siz karar verin. Hal böyle iken, yarın ahrette nasıl kol kola gideceğiz Cennete veya Cehenneme diye aklımdan geçiyor da, güleceğim geliyor, sizleri bilemem. Bu günde, yarında emekliler için değişecek bir şey görünmüyor ufukta, vel hasıl Türkiye’de, emeklilik zor zanaat…
Kalın sağlıcakla…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir