Eğitim sisteminin köklü bir değişime ihtiyacı vardır

Mustafakemalpaşa Eğitim Sen İlçe Başkanı Seyit Ali Geçici, okulların yarıyıl tatiline girmesiyle itibariyle, Türkiye’deki eğitim sisteminde yaşanan sorunlarla ilgili bir basın açıklaması yaptı.
2009-2010 eğitim öğretim yılı birinci yarıyılında da, eğitim sistemindeki sorunlara çözüm getirilmediğini dile getiren Geçici, açıklamasında şu sözlere yer verdi;
“Eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlar, 2009–2010 eğitim-öğretim yılının ilk yarısında devam etmiştir. Geçtiğimiz dönemde, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarını çözme noktasında yeterince adım atılmadığı gibi, var olan sorunların artarak devam etmiş olması düşündürücüdür.
İşsizlik ve yoksulluğun sürekli artması, devletin kamu hizmetlerini büyük ölçüde gözden çıkarmış olması, geniş halk kesimlerini olduğu kadar eğitim sistemini ve bileşenlerini de doğrudan etkilemiştir. Bu anlamda eğitim sisteminde yaşanan sorunlar yaşanan kriz süreci ile birlikte eğitim ve bilim emekçilerini, öğrencilerimizi ve velilerimizi doğal olarak derinden etkilemiştir.
 
Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar elbette bugün ortaya çıkmamış, yıllardır sürdürülen serbest piyasacılık, diğer kamu hizmetlerinde yaşandığı gibi eğitimi de ticarileştirmeyi ve özelleştirmeyi hedefleyen bilinçli politikaların bir birikimi olarak bugünlere gelmiştir. AKP iktidarı, bu olumsuz birikimi daha da arttırmak için elinden geleni yapmaktadır.
 
Eğitimin ve eğitim emekçisinin bir türlü çözüme kavuşturulmayan sorunları, özellikle AKP iktidarı ile birlikte daha da artmıştır. Kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin tamamen paralı hale getirilmek istenmesi, ilköğretim ve ortaöğretimde dershanelerin tarihte hiç olmadığı kadar öne çıkması, cinsiyet ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamalar, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarının devam etmesi, yaşanan yoğun siyasi kadrolaşma uygulamaları, öğretmenlerin ek ders ücretlerinde yaşanan sorunlar, hizmetli, memur ve teknik personelin sorunları, üniversitelerde yaşanan akademik ve idari sorunlar vb gibi pek çok sorunun çözümü için adım atılmadığı gibi, geçtiğimiz dönemde bu sorunlara yeni sorunlar da eklenmiştir.
 
Geçtiğimiz dönem, derslik, okul, öğretmen, memur ve hizmetli açıklarına da çözüm üretilmemiş, okulların araç gereç ve fiziki altyapı ihtiyaçları giderilmemiş, eğitim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında kayıplar yaşanmış, üniversite kapılarındaki yığılmayı önlemek için gerekli adımlar atılmamıştır. Kısacası her yıl yaşanan sorunlar geçtiğimiz dönem içinde daha da artarak devam etmiştir.
 
Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi, eğitim sisteminde de yıllardır birikerek büyüyen ve artık yapısal hale gelmiş çeşitli sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunları ana başlıklar ve rakamlarla ifade etmek gerekirse;
 
Ø      2009 rakamlarıyla ilköğretimde okullaşma oranı erkeklerde %96,99, kızlarda % 95,97 olarak gerçekleşmiştir. Zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu belirtilen ve Anayasal güvence altında olan ilköğretim, ailelerin gelir seviyesinin düşüklüğü, çocukların çalışmak zorunda bırakılması, devletin yeterli kaynağı ayırmaması ve gerekli yatırımları zamanında yapmaması gibi nedenlerle tüm çağ nüfusuna yaygınlaştırılamamıştır.
Ø      Türkiye’de toplam öğrencilerin %75’i ilköğretimde bulunmaktadır. İlköğretim zorunlu olmasına karşın ilköğretim çağ nüfusunun yaklaşık %5’i eğitim hakkından yoksundur. Yine ortaöğretim çağ nüfusunun %42’si ortaöğretime devam etmemekte ya da edememektedir.
Ø      Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 6 yaş ve üstü Türkiye nüfusunu oluşturan 64 milyon 241 bin 226 kişinin 4 milyon 930 bin 12’si hala okuma yazma bilmemektedir. Bu sayı, okuma yazma öğrenecek yaştakilerin %7,68’ine denk gelmektedir. Okuma yazma bilmeyenlerin içinde kadınların oranı % 79,98’dir.  
Ø      İlköğretimde öğrencilerin 24 kişilik sınıflarda normal (tekli) eğitim görebilmeleri için gerekli olan derslik sayısı 125 bin 853’dür.
Ø      2009 yılında 27 milyar 883 milyon TL olan eğitim bütçesi, artan okul, derslik, öğretmen ihtiyacı ve öğrenci sayısına rağmen, 2010 yılı için sadece 28 milyar 237 milyon 412 bin TL olarak öngörülmüştür. Milli Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayırmadığı için eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinin üzerinden çeşitli adlar altında karşılanmaktadır. Öngörülen eğitim bütçesi rakamları, aynı durumun 2010 yılında da süreceğini göstermektedir.
Ø      2002 yılından bu yana ilköğretimde okul sayısı azalmaktadır. İlköğretimde 2002 yılında 35.133 okul varken, 2009 yılında okul sayısı 33.769’a inmiştir. Aynı dönemde öğrenci sayısı 10.331.645’ten 10.709.920’a çıkmış olmasına rağmen okul sayısının azalmış olması dikkat çekicidir. Bu azalmanın nedeni özellikle köylerde giderek yaygınlaşan birleştirilmiş sınıf, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) sistemi ve taşımalı eğitim uygulamasının artmış olmasıdır. 2002 yılından bu yana ilköğretimde okuyan öğrenci sayısı artmış olmasına rağmen, öğretmen, okul ve derslik sayısının bu artışa paralel olarak artmadığı görülmektedir.
Ø      Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 2009 yılı rakamlarına göre 81 ilde toplam 4 bin 222 dershane faaliyet gösterirken, dershane sayısı bakımından üç büyük il ilk sıralarda yer almaktadır. İstanbul 657 dershaneyle ilk sırada yer alırken, Ankara’da 496, İzmir’de 187 dershane bulunmaktadır. En az dershane bulunan il 2 dershane ile Ardahan’dır. Ardahan’ı 3 dershane ile Kilis, Bayburt ve Tunceli izlemektedir.
Ø      Türkiye’de kayıtlı 8 milyon 341 bin 937 engellinin yüzde 36,3’ü okuma-yazma bilmemektedir. İller ve bölgelerde ayrımcılığa dayalı uygulamalar vardır.Yatırımlar eşitsiz ve dengesizdir. Var olan okul ve kurumların belli illerde yoğunlaşması, diğer iller ve bölgelerde yaşayan engellileri ve ailelerini umutsuzluk ve çaresizliğe mahkûm etmiştir.
Ø      Dershanelerin, aksi yöndeki tüm iddialara rağmen kamu okullarına alternatif gibi görülmeye başlanması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın dershaneleri özel okula çevirmek için çalışma başlatmasını beraberinde getirmiştir. Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı, dershaneleri 2014 sonuna kadar özel okula dönüştürmek için çalışma başlattığını, 2010-2014 yıllarını kapsayan MEB Stratejik Planı’nda ifade etmiştir. Bakan Çubukçu tarafından da onaylanan Stratejik Plan dâhilinde, önümüzdeki 4 yılda dershanelere arsa tahsisi, vergi indirimi vb. teşvikler verilmesi yoluyla bu kuruluşların özel okullara dönüştürülmesinin amaçlandığı kamuoyuna yansımıştır. Hükümet, kamu kaynaklarını eğitimin varolan kronik sorunlarını çözmek, örneğin öğretmen açıklarını kapatmak, derslik ihtiyaçlarını gidermek, temel altyapı sorunlarını çözmek, öğrencilerin daha nitelikli bir eğitim almalarına dönük koşulları yaratmak için kullanmak yerine, bu kaynakları özel okul ve dershane sahiplerini güçlendirmek için seferber etme yolunu seçmiştir.
Ø      Üniversite öğrencilerinin yurt ve barınma sorunu giderek artmaktadır. Devlet yurtlarının yetersiz olması çok sayıda üniversite öğrencisini çeşitli cemaat ve tarikatlara ait olduğu bilinen özel yurtlara gitmeye zorlamaktadır.
Ø      Okullarda araç-gereç, kütüphane, altyapı donatım yetersizlikleri hala giderilememiştir;
Ø      Öğretmen açıkları geride kalan dönemde azalacağına artmış ve ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı 250 bini aşmış olmasına rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıldan itibaren şubat ayında öğretmen ataması yapılmayacağını açıklamış olması da düşündürücüdür. Bu uygulama hem öğretmen açıklarının daha da artmasına neden olacak hem de yüz binlerce ataması yapılmayan öğretmeni mağdur edecektir. Diğer yandan öğretmen açıklarıyla ilgili durum ortadadır. Eğitim süreci yeterli öğretmen olmadığından aksamakta, nitelik düşmekte ve artan sınıf mevcutları, öğretmenlerin iş yükünü arttırmaktadır. Bakanlık yetkilileri de bunu itiraf etmişlerdir ve kendilerine göre en az 130 bin öğretmen açığı bulunduğu, bizzat Personel Genel Müdürü tarafından açıklanmıştır. Nitekim öğretmen açığının çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Ama bu açıklar yokmuş gibi, Bakan Çubukçu yaptığı bir açıklamada kendi dönemlerinde eğitimde fırsat eşitsizliklerini giderdiklerini belirtmiştir. Öğretmen açıklarının yüz binlerle ifade edildiği, öğretmenlikte kadrolu, ücretli ve sözleşmeli gibi hiyerarşik kategorilerin yaratıldığı bir ortamda, öğretmensiz, kalabalık sınıflarda mı eğitimde fırsat eşitliği gelişmektedir; eğitimin paralı hale getirilmesi mi fırsat eşitliğinin bir göstergesidir? Bütün bunlar, Sayın Bakan’ın bu sorunlardan habersiz bir biçimde o makamda oturduğu izlenimini pekiştirmiştir.
Ø      Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun aksi yöndeki ifadelerine rağmen sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik istihdamı tüm hızıyla sürmektedir. Özellikle ekonomik ve sosyal olarak geri kalmış bölgelerdeki okulların çoğunda sözleşmeli-ücretli öğretmenlerin sayısı kadroluları geçmiştir. Öyle ki, bakanlık yetkililerinin geçtiğimiz ay atamalar sırasında yaptıkları açıklamalara göre, halihazırda görevde olan 6.122 sözleşmeli öğretmen bu atama sonucunda kadroya geçirilmiş ve bu durumda da ataması yapılan 9.820 öğretmenden sadece 3.700’ü yeni öğretmen olarak göreve başlamıştır. Gözden kaçmaması gereken bir diğer nokta ise, kadroya geçen 6.122 sözleşmeli öğretmenin yerine, Aralık ayı içinde yeniden sözleşmeli öğretmen alımı yapılmasıdır. Böylece,  Haziran 2009’da “bir daha sözleşmeli öğretmen ataması yapmayacağız, sözleşmeliliğe karşıyım” yönünde açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı’nın sözlerinin aksine, sözleşmeli öğretmen atamasından vazgeçilmemiş; verilen sözler kısa sürede terk edilmiştir.
Ø      Ders kitaplarının içeriği bilimsel olmayan, ırkçı-gerici-cins ayrımcı öğelerle doludur; bu konuda herhangi bir iyileştirme yoluna gidilmemiştir.
Ø      AİHM kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulamasında ısrar edilmekte, alevi çocuklarına yönelik ayrımcı uygulamalar sürmektedir.
Ø      Sendikal örgütlenme önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmamış; ILO sözleşmelerine aykırı bir şekilde grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı yönünde herhangi bir adım atılmamıştır.
Ø      Eğitime destek personeli açıkları (hizmetli-memur) ve mevcut hizmetli, memur, teknik personel, ÖSYM ve Yurt Kur personelinin sorunları için bugüne kadar herhangi bir adım atılmış değildir.
Ø      Maaşlarımızın enflasyon karşısında erimesi, başlıca mal ve hizmetlere peş peşe yapılan zamlar,  toplumun tüm kesimleri gibi, eğitim ve bilim emekçilerinin de krizden ve krizin yarattığı sonuçlardan etkilenmesine neden olmuştur. Bugün borcu olmayan eğitim emekçisi bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
 
Sonuç olarak;
 
Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin bilimsel, demokratik, laik yönünün geliştirilmesine; derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alt konusunda köklü bir değişime gereksinim vardır. Bu değişiklikler yapılmadan atılacak her adım, eğitimin sorunlarını yarına havale etmekten öteye gitmeyecektir.
 
Kaldı ki, Bakan Çubukçu’nun göreve gelir gelmez yaptığı “sözleşmeli öğretmenliğe karşıyım” açıklaması, geride kalan süreçte yine sözleşmeli öğretmen alımlarının yapılması ve öğretmen açıklarının kapatılması yönünde hiçbir adım atılmamasıyla birlikte düşünüldüğünde geçersizleşmiştir. Geride kalan dönemde Bakanlık, bir yandan kaynak yokluğundan dem vurup öğretmen açıklarını kapatmaya ya da sınıf mevcutlarını azaltmaya dönük ciddi hiçbir girişimde bulunmazken, diğer yandan da dershaneleri özel okullara çevirmek için kamu kaynaklarının tahsis edileceğini açıklayarak bizzat kendisi kaynak olmadığı iddiasını yalanlamıştır. Bu dönemde bir kere daha ortaya çıkmıştır ki eğitimin daha kamusal ve nitelikli hale gelmesi için kaynak vardır; ancak AKP Hükümeti bu kaynakları halkın çoğunluğu için değil, piyasacı-cemaatçi ittifak için kullanmaktan yanadır.
 
AKP iktidarı mevcut sorunları ve toplumsal eşitsizlikleri geride bıraktığımız dönemde daha da derinleştirerek karanlık bir gelecek tablosunun oluşmasına da neden olmuştur. Sorunlar artarak devam etmekte, çözüm için hiçbir yapıcı yaklaşım geliştirilmemekte ve aksine kamusal eğitimin yıkımı doğrultusunda çocuklarımızın geleceği karartılmaktadır. Geride bıraktığımız dönemin not edilmesi gereken özelliklerinden birisi de budur.
 
2009-2010 eğitim öğretim yılının ilk yarısının sonu itibariyle AKP, geçmiş dönemlerde olduğu gibi yine kırıklarla dolu bir eğitim karnesini hak etmektedir. “
 
 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir