DÜŞENİN DOSTU OLMAZ (MI?)

Author Image
Hamza Oğuzer
“Ellerin attığı taş değmez bana
Dostun bir tek gülü yaralar beni”
(Pir Sultan Abdal)
LİNÇ: “Birden çok kişinin, kendilerine göre suç olan bir davranışından dolayı, herhangi bir kişiyi yargılamasız taşla, sopayla vb. araçlarla döverek öldürmesidir.” (TDK Sözlük)
Her toplumda az ya da çok linç olaylarına rastlanmaktadır. Bizim kültürümüzde de linç’in pek çok örnekleri vardır. Ali Kemal’in linç edilmesi,  tarihe geçmiş bir olaydır. Dinî bir kavram olan “Recm” apaçık bir linçtir. Madımak, Kahramanmaraş, Çorum olayları, Trabzon’da Tayad üyelerine saldırı olayı birer linç girişimidir.  Eskişehir’de sivil polisler ve esnaf tarafından dövülerek öldürülen Ali İhsan Korkmaz,  linçin en yakın, en acımasız örneğidir.
Kadına uygulanan şiddet, “ölmeye, ölmeye geldik” diye bağırarak döner bıçaklarıyla maça gidenlerin sergilediği şiddet, hasta yakınlarının doktor ve hemşirelere saldırması –engellenmese- rahatlıkla linç’e dönüşme potansiyeli taşıyan olaylardır.
Linçin bir de medyatik olanı vardır. Der Spigel’e yazdığı makaleden dolayı Yaşar Kemal’e, Milliyet’te yazdığı Atakürt yazısından ötürü, Ahmet Altan’a, Kürtçe bir kaset yapacağını söyleyen Ahmet Kaya’ya. Yılmaz Güney’e, Elif Şafak’a, Amberin Zaman’a, 1,5 milyon Ermeni’yi kestik diyen Orhan Pamuk’a yönelik linç kampanyaları gibi…
Bir kişiyi, yaptıklarından, yazdıklarından, söylediklerinden dolayı onaylarsınız veya onaylamazsınız. Bu sizin en doğal hakkınız; ama insanları yargılamadan, hiçbir yetkiniz yokken onları cezalandırmaya kalkışmanız, kabul edilemez. Hem yargıç hem cellât olamazsınız.
Şimdi, gündemde Yavuz Bingöl var. Öyle bir söz etti ki; 30 yılda kazandığı sanatçı saygınlığını, üç günde yok etti. “Ben öyle demedim, Ahmet Hakan beni size doğru yansıtmadı”, dediyse de yayınlanan ses kayıtları hiç de öyle olmadığını gösterdi. Berkin Elvan’ın annesinin,  meydanlarda yuhalanmasına göz yuman Tayyip Erdoğan’ı savunmak sana mı kaldı be kardeşim. Bir kişinin annesine yapılan insanlık dışı bir davranış, bir başkasının annesine yapılan saygısızlığın hoş görülmesinin haklı ve insani bir gerekçesi olabilir mi?
Bu toplumda; “Acımayacaksın kardeşim, adam düşmüş mü; bir tekme de sen vuracaksın” diyenler çoktur. Ben onlardan değilim. Olamam da… Fakat senin gibi, soldan gelen, ayrıca Alevi kültürü ile beslenmiş bir insana bu davranışı hiç yakıştıramadığımı belirtmek isterim. Bu olaydan sonra Berkin’in annesi Gülsüm Hanım’ın, annen Şahsenem Hanım için söylediklerini okuduğun zaman, duyacağın utancın, sana en büyük ceza olacağını düşünüyorum. Babanın, Sözcü Gazetesi’nde Uğur Dündar’a verdiği röportaj da öyle… Kardeşinin basına yansıyan sözleri de…
Ahmet Kaya, çok haksız bir saldırı sonrası Paris’e gitmişti. Bir ara sen de Paris’e gittin. Ahmet seni telefonla aradı ve “Paris’e hoş geldin Yavuz, evim çok yakında, bana da uğra.” Dedi; ama sen uğramadın. “Gidemedim, benimle ilgili bir şeyler yaparlar diye korktum.” Demiştin. Ahmet Kaya öldükten sonra bunu anlatmış, ardından çok pişman ve üzgün olduğunu dile getirmiştin. Biraz geç de olsa, insanî bir davranış sergilemiştin.
Gel, yine o eski Yavuz ol; “Sözlerim çarpıtıldı” deme. “Bir hata yaptım, pişmanım. Öncelikle, Berkin Elvan kardeşimin ailesi başta olmak üzere, herkesten özür diliyorum” diyerek bir kez daha,  o insanî  yönünü göster bize…
Son söz: “İktidarla münasebetin, ateşle münasebetin gibi olsun. Çok yaklaşma yanarsın, çok uzaklaşma donarsın.” (Sadi Şirazî)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir