Damarları kesik bir ülkenin evlatları neyi başarabilir?

Yıldırım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde söyleşi sırasında öğrencilere sordum, “İçinizde kaç kişi son bir ayda tiyatro izledi?” Yaklaşık 100 kişinin bulunduğu salonda birkaç el kalktı. Hangi tiyatroya gittiklerini öğrenmek isteyince, “Tiyatro değil sinema” dediler. Koca okulda ne yazık ki, son bir ayda tiyatroya giden bir tek öğrenci bile yoktu! Üzüldüm, Türkiye’nin geldiği durumun olumsuzluğu bir kez daha önüme çıktı.
Kimse maddi koşulları öne sürmesin; fiyat olarak da, tiyatro bileti sinemadan  daha ucuz… Sinema bileti 15, Devlet Tiyatrolarında öğrenci ücreti ise 5 lira…
Anlaşılıyor ki, böyle bir Türkiye tablosundan ne bilim adamı çıkar, ne sanatçı… Bunu sadece öğrencileri eleştirmek için söylemiyorum. Çocuklarını, gençlerini, öğrencilerini tiyatro, sinema, konser ve söyleşi gibi etkinliklerle tanıştırmayan hiçbir ulus çağdaş uygarlık düzeyine ulaşamaz. Söyleşi sırasında öğrencilere, kendilerini geliştirmeleri açısından üç önerim oldu:
Bir, kitap okuyun… Özellikle Suç ve Ceza gibi dünya edebiyat klasiklerini mutlaka okuyun. Bilgi ancak okumayla edinilebilir. Okumayan insanlardan oluşan bir toplum cehaletin pençesine düşer, egemenliğini kayıtsız şartsız cahillere teslim eder. İki, tiyatro, sinema, konser gibi sanatsal, kültürel etkinliklere mutlaka katılın… Çağdaş ve ileri toplumların gelişmesinde yolu açan iş makinesi, kültürdür, sanattır. Üç, gazete okuyun. Günlük gelişmeleri izlemek, ülke ve dünya yönetimine ilgi ve bilgi sahibi olmak her yurttaş için bir zorunluluktur. İnsanların toplumsallaşma eğitiminde kültür ve sanatın önemli rolü var. Özellikle tiyatro ayrıca insanlar açısında bir bilgi edinme aracı… Başkalarının yaşam deneyimlerini aktardığı sahne oyunlarıdır tiyatrolar… Önceki akşam Uğur Mumcu Sahnesi’nde izlediğimiz Manolya Apartmanı Daire 7başka yaşamların aktarıldığı, kendimize aynı tutulan bir oyun vardı.
BİZİM GİBİ OLMAYANA KÖR, SAĞIR VE KÜSTAH MIYIZ?
Aziz Nesin’in öykülerinden Bursalı Yönetmen İzzet Boğa’nın oyunlaştırıp yönettiği tek perdelik müzikli komedide, evli bir çiftin ilişkileri mizahi bir dille anlatılıyor. İzzet Boğa’nın çok doğru saptamasıyla insanımızın genetik kodlarını çözen bir yazar Aziz Nesin… Yaşadığı 20. yüzyıl boyunca baskı gören, adliyelerden ve cezaevlerinden kurtulamayan Aziz Nesin, o dönemki devlet yöneticilerinin bütün yok saymalarına karşın, ayakta kalmayı başarmış bir yazar… Ölümünün ardından bunca yıl geçmesine rağmen hala yaşıyor, yazdıkları insanlara ulaşıyor.
Manolya Apartmanı’nda, evliliğin gidişatının yanı sıra komşuluk ilişkileri sorgulanıyor. İzzet Boğa tek perdelik bu oyunun tanıtımında adeta bir manifesto kaleme aldı:
“Yirmi yıl bir yastığa baş koyduğumuz halde tanıyor muyuz birbirimizi? Gerçekten biliyor muyuz birbirimizi, yoksa bildiğimizi mi sanıyoruz? ‘Ben onun ciğerlerini bilirim, beraber yaşadık bir ömür’ dediğimizde acaba gerçekten birbirimizin düşüncelerine, hayallerine, inançlarına bu kadar yakın mıyız?”
“Yoksa yakın gibi mi yapıyoruz? Aslında birbirimizin fersah fersah uzağında mıyız? Belki de çatışmadan uzak durabildiğimiz ölçüde yan yanayız? Belki de gizlice sınırlarımızı çizdik ve ihlal anında savaşa hazırız. Yok saymaya, yok etmeye, yok olmaya…” “Aynı coğrafyada yüzyıllardır birlikte yaşayan insanlar, inançlar, topluluklar hâlâ ama hâlâ inatla tanımıyor muyuz birbirimizi? Tanımamaya ve anlamaya direniyor muyuz? Bizim gibi olmayan tahammülsüz, anlayışsız, küstah, sağır ve kör müyüz?”
İşte aslında bu son cümleler bir anlamda Türk toplumunun ruh yapısını yansıtıyor. Sadece bir grup değil, tüm insanımız neredeyse ötekine karşı küstah, sağır, anlayışsız ve kör gibi davranıyor!
AKP iktidarı döneminde bu kamplaşma körüklendi, sınırlar arasına duvar çekildi. Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Kesik damarlarla bir insan ne kadar yaşarsa, Türk milleti de sanattan yoksun şekilde ancak o kadar yol alabilir!
OYUNUN KADROSU AVUKATLARDAN…
Profesyonel kadroya da sahip olan İzzet Boğa tiyatrosu, bu oyunda hukukçulardan oluşan bir ekiple çalıştı.
Aykan Yılmaz, Betül Oktay, Murat Özdemir, Nur Hilal Sarıkartal, İsmail Metin, Alkan Hazar Arkan, Hande Yiğitarslan, Çetin Canbaz, Metin Öztosun, İnci Kutgünile İsmet Meker’in rol aldığı oyunu izlemenizi öneriyorum. Emin olun, çok gülecek, gülerken düşünecek ve keyifli zaman geçireceksiniz. Bir sonraki oyun 19 Ocak 2017 Perşembe günü Nilüfer’de Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde… Ücretsiz olduğunu da belirtmiş olayım. Not alın, kaçırmayın derim.
Bu yazının Dipnotu: Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi, 2016 yılının ödüllerinden birini İzzet Boğa’ya verdi. Avukatlık mesleğinin yanı sıra böylesine bir kültürel yükün altına giren İzzet Boğa’nın seçimi çok doğru bir karardı. Üyesi bulunduğum Çağdaş’a ve ödül önerisinde bulunan eski başkan Adnan Baştopçu’ya buradan bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki bizi İzzet Boğa ile buluşturdu.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir