Çocuk ve özgürlük

Author Image
Necati Özyiğit
Doğal olarak her yeni doğan, ileride ayrı bir kişiliğin oluşacağı canlıdır.
Çocuk doğumla birlikte kalıtım yoluyla beraberinde getirdiği niteliklerin farkında olmadan taşır ve zaman süreci içersinde bu niteliklerin kendisini şekillendirdiğini anlar.
Ancak bebeklik, çocukluk hatta ergenlik yaşlarında bu niteliklerin kendisini nasıl yönlendirdiğini bilmeden ama şekillenmenin yada biçimlenmenin etkisiyle değişim içinde yaşar.
Elbette doğumla birlikte gelen bu niteliklerin içinde yaşanılan töre ve aile ile bir anlamda biçimlendiği inkar edilemez. Öyle ise, çocuğu yaratan Tanrı, ama onu yontup şekillendiren anneler, babalar yani bizler olmaktayız. “Çocuklar ebeveynlerinin çok duyarlı birer aynalarıdır. Çevrelerinde huzurlu, sevgi dolu insanlar olduğunda çoğu zaman sıcak ve mutlu bir hali yansıtırlar. Başkalarını yönlendirmeye alışmış insanların yanında ise gerginlik ve huzursuzluklarını davranışlarını aktarırlar. Aslında çocuğumuzu bizim kişiliğimiz yaratır. Davranışlarımız, huylarımız ve isteklerimiz gibi çeşitli niteliklerimizi hiç acımadan onlara aktarırız. Çocuğumuzu beceriksiz olarak görüyorsak, beceriksiz bir çocuk yaratmamız doğaldır. Yaşamımıza ayak bağı olarak gördüğümüz bu çocuğu ise, bir parazit olarak yarattığımızın hiç farkında değilizdir. Kapa çeneni, sessiz ol, ne söylersem onu yap, tipi yönlendirmelerin aslında çocuğu ne kadar yaraladığını anlamayız bile. Çocuğa göre yaşlı kişiliğimizi ve tecrübelerimizin ona bir tuzak olduğunu hiç düşünmeyiz. “Bin defa söyledim, senin derdin ne? Adam gibi dinlemeyi öğrensene, senin kadar sersem görmedim. Son kez söylüyorum bunu doğru dürüst yap gibi” sorumlu tutma, utandırma nitelikli ifadelerin yada itham etme, alay etme, suçlama, küçük düşürme gibi değerlendirmelerin gelecekte nasıl bir kişilik yaratacağını düşünmeden yapılan annelik ve babalığı üzüntüyle karşılamak mümkün değildir.
Zaman zaman ağzımızdan çıkan “Ben bir yalancısın, kimse sana güvenmez” sözleri yerine “Üzülüyorum sözlerine güvenmemek hoşuma gitmiyor, birlikte bir şey yapmamız çok zor” ifadeleri aydın bir anne ve babalık için önemli bir görevdir. Çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bizleri sinirlendiren, öfkelendiren şeylerin aslında kalıplarımızın doğruluğunu kabul eden ve karşımızdakinin bunlara uymasından haz duyan bir ilkelliğin yarattığı inkar etmek değildir. Aynı şeyi kendisinden güçsüz olduğumuz bir büyüğümüz yaptığı takdirde çocuğumuza gösterdiğimiz davranışı göstermeyecek kadar zayıf olduğumuzu fark etmeden çocuk yetiştirmeye çalışmak eksik yada tutarsızlıklarla dolu bir eser meydana getirmekten farksızdır. Zira biz gücümüzü daima karışı kullanarak kendimizin daha güçlü olduğunu kanıtlanmasından yarar ummaktayız.
Ne yazık ki beynimizdeki mikrofon çocuğumuzu bir robot olarak bize tanıtır. Uzaktan kumandalı bir robot. Onu sevdiğimiz için, sinirimiz için, bir mutluluk veya mutsuzluğumuz için hep kullanırız. Düşünsel, ruhsal ve davranışsal bağımlılıklarımızın meydana getirdiği tuzak kişiliğimiz, galiba bu tutsaklığın intikamını yeni bir tutsak yetiştirmek gibi bir eğilime çıkartmaktan bilinçsizce haz duymaktadır. Gerçek olan şudur ki, çocuklarımız bizim eserimiz değildir. Ama katkılarımızla onların kendi yotonsiyel güçlerini kullanabilmelerine yardımcı olduğumuz birer özgür canlılardır. Ancak bu deyişlerin bir ütopya ve hayal olduğunu bilmek ne yazık yaşamın ızdıraplarından en büyüğüdür. Çünkü düşünmesini öğrenememiş, beynini kullanmayı bilemeyen ebeveynlerin elinden özgür çocuğun var olacağını düşünmek mümkün değildir.
Dileyelim ki, çocuğumuzun bizim aynamız olacağı yerde kendi niteliklerinin ürünü anlayacak bilince ulaşarak bu husustaki ilkelliğimizden kurtulalım.
Kaynak: E. ZOGA..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir