ÇETİN ALTAN’IN ARDINDAN

Author Image
Hamza Oğuzer
 88 yaşındaydı. 25 Haziran 2015 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı son yazısında şöyle diyordu: “ Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini görmeden ayrılacağım. Bu dünyada torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz dünya bu değildi. Gene de bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. Menzil-i maksuda ulaşılamasa da çok yol kat ettik.”
Yazar Talip Apaydın’ın ölmeden önceki son sözlerini anımsıyorum. “ Keşke bu kadar uzun yaşayıp da bu günleri görmeseydim.”  Demişti. Çetin Altan yine de gelecek adına ümitliydi. Sıkça tekrarladığı o “Enseyi karartmayın” deyişi ile o umudu hep diri tutmaya ve bizleri mücadeleden vazgeçmemeye çağırıyordu. Kendisi bu yolda çok bedeller ödemişti.
1965 genel seçimi sonunda, ilk ve son kez uygulanan, en demokratik seçim sistemi olan “millî bakiye” sisteminin de yardımı ile,  Türkiye İşçi Partisi (TİP) 15 milletvekili ile meclise girmiş ve grup oluşturmayı başarmıştı. Gazete yazılarıyla ve meclisteki konuşmalarıyla Çetin Altan iktidar partisinin öfkesinin hedefi olmuştu.
1968 yılındayız, mecliste çok hararetli görüşmeler yapılıyor. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Kürsüde TİP milletvekili Çetin Altan…
O konuşurken bir ara İç İşleri Bakanı Faruk Sükan kendisine; “Sen Nazım Hikmet Türkiye’nin en büyük şairidir.”demedin mi? Diye laf atınca, Çetin Altan: “Evet söyledim, yine söylüyorum, Nazım Hikmet Türkiye’nin en büyük şairidir.” der demez Adalet Partisi milletvekilleri kürsüye saldırıyorlar.
Çetin Altan bir yazısında o anı şöyle anlatıyor:”Mecliste, ‘Nazım Hikmet’in en büyük Türk ozanı olduğunu bağırdığım zaman, gece yarısı üstüme çıkıp tepinen 150 kişi, tekmeleriyle bana değil, çağdaşlığa vuruyorlardı.” Yaşanan tam bir linç olayıydı. O saldırı sonunda aldığı darbeler yüzünden, Altan’ın bir gözü, bir daha iyileşemedi. Yetmedi, ardından milletvekilliği kaldırıldı; fakat daha sonra iade edildi.
12 Mart 1972 askeri darbesinde tutuklanarak 17 ay cezaevinde kaldı. Onun dün yaşadıklarını ve yaptıklarını görmezlikten gelip, bugününe bakarak kendisini döneklikle suçlayanların, ona haksızlık ettiklerini düşünüyorum. Çetin Altan’ı seversiniz ya da sevmezsiniz; ama onun kadar bedel ödemeyenlerin, onun kadar ulusal kültürümüze katkı sağlamayanların, onu eleştirmeye hakları olmadığını düşünüyorum.
Siyasi alandaki mücadelesinin yanında, elli yılı aşkın bir yazı hayatı olan Çetin Altan,  tüm o baskılara, soruşturmalara ve yargılamalara rağmen, 6 roman, 2 öykü, 1 şiir, 8 oyun, 4 anı, 2 gezi, 10 deneme, 13 mizah ve 1 çocuk kitabı yazma başarısı göstermiş,  değerli bir edebiyat adamıdır.
Kırım kökenli bir aileden gelen Avukat Halil Bey ile Nurhayat Hanımın oğlu olarak 1927 yılında İstanbul’da doğan Çetin Altan, Galatasaray Lisesi’ni ve İst. Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş; fakat gazeteciliği seçmişti. Cumhuriyet’te yayınlanan son yazısından 3 ay 27 gün sonra, 22 Ekim 2015’te aramızdan ayrıldı.
Kendisini saygıyla ve rahmetle anarken; O’nun, gerçek anlamda politikayı değil; ama Türk tipi politikayı, çok güzel  tanımlayan şu cümlesi ile, yazıyı noktalamak isterim. “Politika demek; kazığı atarken çektiğiniz nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir