BİR GARİP DÜNYA

Author Image
Hamza Oğuzer
19 Aralık 2015 Cumartesi: Öğretmen evi bahçesinde, bir ağaç gölgesinde oturur, yanından eksik etmediği çantasından bir kitap çıkarır ve okumaya başlardı.
Öyle bir zamanda rahatsız etmemek için yanına gitmez, uzaktan izlemekle yetinirdim. Ağaçların üzerinde eksik olmayan ve O’nun gelip oturduğunu gören guguk kuşları, kanat çırparak yere iner ve korkusuzca oturduğu masanın ayaklarına sürtünecek kadar yaklaşırlardı kendisine.
O, okuma gözlüğünün üzerinden kuşlara bakar, sonra çantasından çıkardığı küçük bir poşet içinde taşıdığı buğday tanelerini kuşların önüne serpiverirdi. Hızlı hızlı yemleri toplamaya çalışan aç gözlü kuşlar, yerde yemler azaldıkça birbirleri gagalayarak kaçırmaya çalışırlardı. Bir defasında şöyle demişti:”Kuşlar da tıpkı insanlar gibi… Yiyecek bolken gayet güzel geçiniyorlar; ama yemleri azaldıkça birbirlerine saldırmaya başlıyorlar.”
Çok farklı bir insandı. Yüreğinde, sadece insan sevgisi değil, tüm canlılara karşı sonsuz bir sevgi taşıyordu. Çevresini kirletenlerden, kaldırımda yürümesini bilmeyenlerden, her türlü kabalıktan, trafik kurallarına uymayan sürücülerden, kamuya ait yaya kaldırımlarını şahsi malıymış gibi kullanan ve mallarını kaldırıma çıkaran esnaftan şikâyetçiydi. Bunları zaman zaman İlkadım Gazetesi’ndeki köşesinde dile getirirdi.
Kuruluşundan beri TEMA vakfının Mustafakemalpaşa temsilciliği görevini yürütüyordu. Çocukların sevgili Tema’cı Dedesiydi.  Sınıflarda vakfın etkinlikleri kapsamında bilgilendirme amaçlı söyleşiler yapardı. Ağacı sevmenin ve ormanları korumanın önemini anlattıktan sonra sözü genellikle şöyle bağlardı: “ Çocuklar, ağaçları sevmez, ormanlarımızı bilinçsizce yok edersek; bu güzel yurdumuz sonunda benim kafam gibi kel kalır.” Çocuklar gülüşmeye başlardı. O güzel insan: Necati Özyiğit, 19 Aralık 2015 tarihinde aramızdan ayrıldı. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.
*            *          *
20 Aralık 2015 Pazar: Adnan Menderes Meydanı’ndayız. Havuzların ön tarafına sıra sıra mangallar dizilmiş. Hamsi kokusu her yanı sarmış. İnsanlar ekmek arası hamsi alabilmek için upuzun kuyruklar oluşturmuş. Belediye binasının önüne kurulan sahnede, Karadenizli sanatçılar, Karadeniz türküleri söylüyorlar. Meydanda,  neredeyse her yaştan kadın ve erkek müziğin ritmine kaptırmış kendini kolbastı oynuyor.
Yan taraftaki satış reyonlarında Karadeniz yöresine ait ürünler satılıyor. Yiyecekler, içecekler ve hediyelik eşyalar… “Karadeniz 2. Yöresel Ürünler ve Hamsi Şöleni” bir festival havasında devam ediyor. Bu güzel ülkemizin folklor zenginliğini, başka hiçbir ülkede göremezsiniz. Nerdeyse, her ilin kendine özgü bir kültürel zenginliği ve folklor çeşitliliği var. Ne yazık ki biz bir türlü, bu çeşitliliği ve çok sesliliği,  birlikte yaşama kültürüne dönüştüremiyoruz.
Ülkenin Batısındaki bu şenliği ve insanların coşkusunu izleyen bir yabancı, bu ülkenin bir başka köşesinde açıkça bir iç savaş yaşandığına inanamaz. Tanklar ve zırhlı araçlarla kuşatılmış mahalleler, susmayan silahlar, günlerce süren sokağa çıkma yasakları… Elektriksiz, susuz, doktorsuz, okulsuz bir hayat… Hendekler, barikatlar, yakılan camiler, okullar, hastaneler… Güvenlik güçleri ile PKK militanları arasında sıkışıp kalmış, umutları tükenmiş, çaresiz insanlar…
Oysa ne güzel söylüyordu Şenay bir zamanlar: ”Bu Dünya’daki en bilge kişi; kendini bilendir / Bu Dünya’daki en soylu kişi; insafa gelendir / Bütün Dünya buna inansa, bir inansa / Hayat bayram olsa ”  Keşke öyle  olsa; ama olmuyor ne yazık ki…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir