BİR ÇİVİLİK YER

Yahudi ticaret yapacak yer ararken, büyükçe bir dükkanı gözüne kestirip “bana bu dükkanın yarısını kiraya verir misin?” der. “Hayır” cevabını alınca, duvardaki çiviyi göstererek “bari hamallık yaparken ceketimi asmak için şu çiviyi müsaade edin” deyince, dükkan sahibi acıyarak “olur” der.
Yahudi bir iki gün ceketini asar. Daha sonra bulduğu derileri, ciğerleri asmaya başlar. Artık kokudan dükkana girilemez olmuş, dükkan sahibi söz verdiği için çaresiz dükkanı terk eder, Yahudi’ye de gün doğmuş olur.
İlçemizin simgelerinden biri olan, her gelen misafirimize göstermekten zevk duyduğumuz, posterleriyle duvarlarımızı süslediğimiz Suuçtu’muza birileri gelmiş bir çivi yeri istemişler. önce birileri karşı çıkmışlar, köylüler isyan etmiş “suyumuz elden gidiyor” diye. Araya seçilmişler, atanmışlar girmişler, ne olacak bir çividen demişler, buraya fabrikalar kurulsa iyi olmaz mı? Demişler. Kimse onlara sizin suyunuzu şişelere koyup tekrar size satacaklar demeyi aklına getirmemiş. Hele bu suyu siz şişeleyin de satın demek hiç akıllarına gelmemiş. Biz varız, ÇED var, kanunlar var. Hem koca sudan bir parmak boruyla su alınırsa ne olacak demişler. Önce köylüler pek ikna olmamışlar ama, arada büyük büyük seçilmişler, atanmışlar var. Hele biz halk olarak kanunların karşısında boynumuz kilden ince. Çaresiz sesler kesilmiş, yatırımlar yapılmış, fabrika kurulmuş. O incecik borudan sınırsız sular doldurulmuş, ama her geçen o incecik boru yavaş yavaş suları bitirmeye başlamış. Sizin anlayacağınız Suuçtu’muz her gün bir yerlere uçmaya başlamış. “Bu su nereye uçtu?” diye merak edenler sormaya başlamışlar. Merak edenlere bir zahmet ilçemizin Bursa Caddesi boyunca sağlı, sollu bir çok dükkanların önlerindeki su kasalarına bakarlar. Yolları düştükleri diğer şehirlerin, beldelerin hatta kenarlarında pırıl pırıl derelerin aktığı köylerin kahvehanelerine bir göz atanlarsa somsoğuk kasaların içinde içilmeye hazır Suuçtu’nun sularını görebilirler. Hem de köyümüzdeki Ahmet amcanın, Ayşe ninenin bin bir emekle ineklerinden elde ettikleri sütlerden pahalı olduklarını.
Atalarımız “su azizdir” diye yol kenarlarına sık sık çeşmeler yaptırırlardı. Şimdi ise su firmaları kasa kasa su şişelerini diziyorlar. Nereden nereye geldik. Bundan sonra nerelere gidiyoruz bir bilen varsa söylesin lütfen. Bu gün Suuçtu’ya gittiğinizde az da olsa sağınızda solunuzda suları görebiliyorsunuz. Korkarım çok zaman olmadan, o suları da görme imkanımız kalmayacak. Suların kimsenin tekeli altında olamayacağı, sular evrensel, tüm canlıların ortak malı olduğu gerçeğini unutarak, sular boşa akmasın işe yarasın diyenler, evet işe yarayacak ama, senin benim değil bizim dışımızdakilerin, geleceğe kefil olan bugünün
seçilmişleri, atanmışları görevleri başındayken bu son kalan damlaların kurtarılması için çaba sarf edersek, sanırım dükkanımızı kokutan Yahudi’ye meydanı bırakmak zorunda kalmayız. Kalın Sağlıcakla…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir