“Beynim Beni Affet”

Author Image
Necati Özyiğit
Yaşadığımız bu yüzyılda, insanı huzur ve huzursuzluğa iten faktör yada olayların nitelik ve niceliklerinden de akıl almaz değişiklikler olmaktadır. Eskiden insanın zevkine hitap edip, onun önünde durup bakmaktan haz duyacağı vitrinler bugün ekonomik nedenlerle insanın huzurunu bozan görüntüler sergilemeye başlamıştır.
Yaşadığımız bu yüzyılda, insanı huzur ve huzursuzluğa iten faktör yada olayların nitelik ve niceliklerinden de akıl almaz değişiklikler olmaktadır. Eskiden insanın zevkine hitap edip, onun önünde durup bakmaktan haz duyacağı vitrinler bugün ekonomik nedenlerle insanın huzurunu bozan görüntüler sergilemeye başlamıştır.
Eskiden derin nefes alarak insanın ciğerlerini dolduran mis kokulu hava, bugün nefes aldıkça rahatsız eden niteliği kazanmıştır. Eskiden insan ruhunu dinlendiren deniz kıyısındaki dalgaların tertemiz cam gibi çırpınışları bugün pisliklerin titreştiği bir görüntü haline girip insanın huzurunu bozan olmuştur.
Bütün bu huzursuzlukların insanı yorduğu, ekonomik, sosyal bir çok problemlerin baskı altına soktuğu ne yazık ki insanın kısacık ömrü içinde üzülmekten çok sevinmeye, huzursuzluktan çok huzura ihtiyacı vardır.
Ama ne yazık ki içinde yaşadığımız zaman boyutunda kendi dışındaki oluşumlarla yaşamın olması gereken güzelliklerini ve onları görebilme şansını kaybetmekteyiz. Oysa ki yaşamak bir defa başlayıp bitirilen bir “Varolma” hadisesidir.
Ölümün yok olma anlamını taşıyıp taşımadığını kestirmek mümkün değildir. Ancak bir saniye önce elle, gözle gördüğün, kulaklarınla duyduğun yada boyutluk içinde algıladığın şeyin (canlı) biraz sonra hareketsiz katı bir dönmesi yada yakılarak, gömülerek vs. gibi her inancın özelliğine göre ortadan kaldırılması olgusunu anlayabilmek oldukça zordur.
Var olmanın veya olmamanın arasındaki olumlu yada olumsuz farkı düşünürler, biyologlar, din uğraşında olanlar çeşitli yönlerden yorumlamaktadırlar.
Ama amatörce düşündüğümüz zaman var olmanın anlamı çok farklı bir boyutta ortaya çıkar.
Öyle ise insanoğlu acıyı da tatlıyı da, varlığı da, yokluğu da, sevgiyi de, sevgisizliği de yaşayabilecek bir süreç içindedir. Birine kapılıp diğerini unutan insana onu hatırlatmak, sadece dinsel boyuttaki inançlarla oluşturulacak bir olgu değildir.
Dinler, ırklar, milliyetler gibi tüm ayırıcı nitelikler maalesef insanın bütünü görmesine yardımcı olamamaktadır.
Dolayısıyla insan hep eksik görme ve algılama esareti içinde yaşamakta ama bu zayıflığı hiç mi hiç idrak edememektedir.
Oysa ki insan herkes için kullanılma şansı eşdeğer olan beyin denen bir et parçasına sahiptir.
Bu et parçası yada içten yada dıştan gelen bilinçli bilinçsiz sinyal ve etkilerle çalışıp organlara emirler verdiği gibi bir disiplin altına da çalıştırıp organları yönlendirici emirler verebilir.
Sürecek… Kaynak: E. ZOGA…

 

İlkadım Gazetesi Nout: Mekanın Cennet olsun Tema Dede, Seni hiçbir zaman unutmayacağız 🙁

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir