BABA! BİZ ROMAN MIYIZ?

Benim ülkemde toplumlara değişimi anlatabilmek hayli zordur. Milletvekilimiz Ali Koyuncu gibi. Roman açılımında ilklere soyunmak, öncülük etmek ve;
Doğup büyüdüğü yetişmiş olduğu dar çevreye ifade edebilmek, her babayiğidin harcı değildir.
Ali Koyuncu diyor ki;
“Roman açılımını, toplumla ilk paylaştığımız ve tohumlarını serpelediğimiz ilk günlerde çocuklarım karşıma dikilerek”;
“Baba sen televizyonda Romanlarla ilgili çalışmalarından bahsettin. Şimdi bize bütün arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz de dahil ‘Siz Roman mısınız, Çingene misiniz?’ diye soruyorlar, üzülüyoruz baba”
Büyüklere anlatmakta zorlandığımız açılımı veya herhangi bir değişimi, çocuklara anlatabilmenin, üstelik kendi çocuklarımızla paylaşabilmenin açmazında kalan Ali Koyuncu çocuklarına;
“Onlara deyin ki; Biz Romanız, biz Çingeneyiz. Zaten Roman olup olmamanız sizinle alakalı değil ki. Bu yaratan ile alakalı. Roman da olabilirsiniz ya da başka bir ırktan, soydan da gelebilirsiniz. Bu, yaratanın takdiri ile alakalı” Bunu çocuklarıma ve eşime anlatmaya çalıştım”
Gerçekten zordur, benim ülkemde her bireyle her şeyi tartışabilmek ve paylaşabilmek.
Sizler, diller dökün anlatın. Karşınızdakinin anlama sınırlarını aşabilmeniz, okyanusu yüzerek geçmek kadar zordur. Her yakın dostunuzla her konuyu tartışamadığınız gibi.
Toplumun büyük bir çoğunluğu yalnız televizyon dizilerine takılıp kalmışsa, eline bir kitap almamışsa, hangi takım şampiyon olur, hangi şarkıcı kiminle basılmış muhabbetleri onun yaşamını sarıp sarmalamışsa, kör kuyudan su çekersiniz.
Türkiye’de 2,5 milyon nüfusu olan Roman vatandaşlarımızın sorunlarını görmemezlikten gelemezdik diyor Ali Koyuncu.
“Ben roman vatandaşlarımızın yoğun olduğu bir bölgede yaşıyorum. Altı, yedi çocukla, aç, sefil toplumun dışına itilmiş bir şekilde nasıl yaşam mücadelesi verdiklerinin canlı şahidiyim” diyor Koyuncu.
Romanlarla beraber büyüdüğünü, arazilerinde Romanların çalıştığını, gün geldi aynı sofrada ekmeğini bölüştüğünü, onları ne kadar çok yakından tanıdığını özetliyor.
Büyük sözdür;
“Bir şeyi yapmak sadece sana zor geliyor diye, bunun bir insan için olanaksız olduğunu düşünme. Eğer bir şey insan için olanaklıysa, insan doğasına yararlı ve uygunsa, senin tarafından da yapılabileceğine inan”
Koyuncu böyle mi düşünmüş olabilir?
Roman açılımına bir yorum getirmek gerekiyorsa, öncelikle bu konunun çok hassas bir gündemi olduğunu göz ardı edemeyiz.
Romanlar:
Birlikte yaşama isteklerinden kopartılmamalıdır.
Gelenekleri, örf ve adetleri, kültürel değerleri, geriye dönük bilimsel araştırmalar yapılarak istenilen ortam hazırlanmalıdır.
Hayli düşük olan eğitim oranları, çocuk denecek yaşta yapılan evlilikler dikkatle araştırılıp, çözümler üretilmeli.
Barınma sorunları çözülürken, işsizliğin getirdiği her türlü olumsuz gelişen yaşam biçimleri irdelenmelidir.
Romanların bireylere yaklaşımı samimi ve sıcaktır. Çabuk ısınırlar, çabuk kırılırlar ve çok çabuk darılırlar.
Onları çok yakından tanıdığım için yazımı şöyle noktalamak istiyorum:
Ya hep, ya hiç!
Açılımın hedefleri gerçekleşirse, hem ülkemizin hem de parti olarak AKP’nin kazanımı olur.
Fakat açılımı sadece oya dönüştürme hesapları düşünülecek olursa; silah geri teper, beklenmedik bir yıkım olur diye not düşüyorum.
Haydi bakalım kolay gelsin Ali Koyuncu…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir