Atatürk kadar başınıza taş düşsün emi!

Türkiye’de kanıksanmış, geleneksel yalanlar vardır.
Aklı ikinci plana atan cahiller önyargılarını bilgi diye yaymaya çalışıyorlar. “Atatürk ve İnönü döneminde camiler ahır yapıldı” sözlerinde olduğu gibi…
Oysa biraz tarih bilseler, gözlem yapsalar veya Bursa’daki bir camiye girseler, hiçbir dönemde ibadet yerlerinin ahır yapılmadığına bizzat tanıklık ederlerdi.
Bursa’da bin 400’lü yıllardan bu yana camilerin kapılarının açık, cemaatin her daim namaz kıldığı, minarelerinden ezanların okunduğunu görmüyorlar mı? Bir kez daha anlatayım, İkinci Dünya Savaşı döneminde, Alman orduları sınırımıza dayanmış, savaş bulutları tepemizde dolaşırken, bina yokluğu nedeniyle bazı camiler, cephanelik gibi kullanıldı. Ordunun emrine verilen camilerin bir kısmında o dönemde en önemli ulaşım araçlarından biri olan “atlar için” kullanıldı. Cemaatin etkin kullanıldığı hiçbir camiye dokunulmadı. Benzer bir yalan zincirine geçtiğimiz günlerde Bursa’da yine tanık olduk. Selami Saygın diye, saygınlığı çok tartışılacak bir öğretmen, Atatürk’e dil uzattı. Öğrencilerden, velilerden ve öğretmenlerden tepki geldi. Yıldırım Beyazıt Anadolu lisesinde İnkilap Tarihi öğretmenliği yapıyor bu kişi…
Bekri Mustafa’nın Ulu Camiye imam olmasından daha beter bir durum! Bazı insanlar vardır, kinlerini kusmayı alışkanlık haline getirirler! Etyen Mahçupyan gibi entelektüel olsalar bile Türk düşmanlığı genlerine işlemiştir. Çanakkale Savaşı’nın büyük kahramanı, Ulusal Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştırmış Mustafa Kemal’e askerlik anlamında laf söylenebilir mi?
Dünya önünde diz çökmüş, üstünlüğünü kabul etmiş bir savaşçıdır o…
Sahte kabadayı değildir!
11 Ekim 1922 yılında Mudanya Mütarekesi ile Türkiye’nin tapu senedi Lozan’a giden yol açılmış, İngiliz, Fransız, İtalyan komutanlar Türk savaşçılara boyun eğmek zorunda kalmışlardır. O kadar ki, Yunanlılar görüşmelere bile alınmamış, emperyalistler Yunanlı kuklalarını Mudanya açıklarında bekletmek zorunda kalmışlardır. Türk’ün gücüdür, dahası Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün savaşçı ruhudur o anlaşmayı yaptıran! Dönemin Padişahı İngiliz işgali altında rezil bir durumda İstanbul’da yaşarken, onlar Anadolu’da canla başla bağımsızlık için savaşıyorlardı. Mudanya Mütarekesi’ni küçümsemek, onu savaş yenilgisi gibi göstermek aklını kullanan insanın yapacağı bir iş değildir!
Eyy Milli (!) Eğitim Müdürlüğü size soruyorum, bir öğretmene bu yakışıyor mu? Sosyal medya fenomeni Levent Özeren uyarınca baktım, bu öğretmen (!) 10 Kasım’da gönüllü olarak Atatürk’e saygı duruşunda bulunan insanları da küçümsemiş! Boğaz Köprüsü’nde araçlarını durdurup saygı duruşunda bulunanları da eleştirmiş… Gönülden geliyor o beyefendi, kimse kimseye emretmiyor, para vermiyor, maaşa bağlamıyor! CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, TBMM’de bu öğretmenin tutumunu gündeme getirerek, Milli Eğitim Bakanlığı’na yazılı soru önergesi verdi.
Sonra söz aldı konuştu.
En sonunda savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak yine da bu öğretmen hakkında bir işlem yapılmadı. Tam tersine Levent Özeren’i “Beni hedef gösterdi” diye şikayet etti. Sosyal medya paylaşımlarına bakıyorum, Atatürk düşmanlığı devam ediyor.
Ancak unutmayalım bugünler de geçecek!
Mustafa Kemal’in kurduğu bu ülkede, ona hakaret edenlerden de gün gelecek hesap sorulacak!
RİZELİ OLMAKTAN UTANMAK İSTEMİYORUM!
Rize şehri, Atatürk Anıtı ile Türkiye’nin gündemine geldi. Ne olursa olsun, bu tablo, bu algı yakışmıyor Rize’ye, Rizelilere… Bir Rizeli olarak büyük üzüntü duyuyorum. Rizeli hemşerilerim iyi düşünsünler; acaba Kurtuluş Savaşı olmasaydı, Türk askerinin mücadele ruhu olmasaydı, Rize bugün hangi ülkenin egemenliği altında olurdu?
Yanı başımızda duran Gürcistan’a baksınlar!
Kurtuluş Savaşı’nın önderleri Rus Devrimi’nin liderleriyle anlaşarak, Rize başta olmak üzere Karadeniz’i kurtardıkları gibi emperyalistlere karşı yapılan savaşın cephanesini de onlardan aldılar.
Tıpkı bugünkü gibi…
Suriye’de oluşan tabloya bakın, ne demek istediğimi anlarsınız… Rus dostlarımız bir kez daha, Türkiye’nin bağımsızlığını yok edecek adımlara karşı bizimle birlikteler… Kurtuluş Savaşı bir yana Rize’nin ekonomik kurtuluş savaşının temelini de yine Kemalistler attı. Zihni Derin ismine derince bakın sevgili Rizeli hemşerilerim…
Cumhuriyet aydınıdır o…
Oğlu İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün özel kalem müdürüdür. Çayı Rize’ye getiren Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Zihni Derin’dir. 1923 yılında, henüz Cumhuriyet bile ilan edilmeden arayışa başladı Mustafa Kemal ve arkadaşları… Batum’da yetişen çay niye Rize’de olmasın dediler ve ilk fidan üretimi o zaman gerçekleşti. O dönem başarısız oldu çay üretimi ama 1937 yılında yeniden gündeme geldi ve İnönü’nün talimatıyla çay üretimi başladı. İlk çay fabrikası da 1947 yılında İsmet İnönü döneminde açıldı. Ona Rize’nin orta yerinde bir anıtı çok görmek vefasızlık, saygısızlıktır.
Beni Rizeli olmaktan utandırmayın, o anıtı yerine koyun!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir