10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ

Author Image
Hamza Oğuzer
BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi;
Madde 5) Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsanî, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.
Madde 9) Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonamaz veya sürülemez.
2. Dünya Savaşı’nda çok sayıda insan kaybı yanında,
BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi;
Madde 5) Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsanî, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.
Madde 9) Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonamaz veya sürülemez.
2. Dünya Savaşı’nda çok sayıda insan kaybı yanında, çok büyük ekonomik kayıplar da yaşayan büyük devletler, yaşanacak yeni bir dünya savaşının, insanlığın sonunu getirebileceği korkusuyla birtakım önlemler alma gereği duydular. Birleşmiş Milletler Örgütü bu amaçla kuruldu. Ayrıca 10 Aralık 1948 ‘de “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ilan edildi. 30 maddelik bu beyanname,  her türlü insan hakkını güvence altına almayı amaçlamıştı.     Fakat ne yazık ki bütün o güzel temenniler, kâğıt üzerinde kaldı; hiçbir zaman da tam olarak uygulanamadı. Dünya Savaşı ölçüsünde bir büyük savaş yaşanmasa da bölgesel savaşlar hiç eksik olmadı. İnsan hakları ihlalleri bir türlü sona ermedi.
10 Aralık 2014 tarihinde, Dünya İnsan Hakları Günü’nün kutlandığı böyle bir günde ABD Senatosu İstihbarat Komitesi’nin ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı, CIA’nin 2002’den bu yana sistematik olarak yaptığı insanlık dışı sorgulama tekniklerini ve işkenceleri bir raporla açıkladı. Beş yıl boyunca bu konuyu araştıran ve binlerce belgeyi inceleyen, işkenceye tabi tutulmuş yüzlerce mahkûmla görüşen yetkililerin hazırladığı rapor, insana nefret ve tiksinti veriyor. 6200 sayfalık raporun sadece 500 sayfasının açıklandığını da unutmayalım.
ABD’nin, çoğu Irak ve Afganistan’dan olmak üzere yakaladığı El Kaide ve Taliban militanlarını Guantanamo askeri üssüne götürüp sorguladığını herkes biliyor. Bunun dışında birçok ülkede ABD’nin gizli hapishanelerinin ve sorgu merkezlerinin olduğu ve oralardaki mahkûmların da CIA ajanlarınca sorgulandığı da biliniyor. Ayrıca birçok ülkenin hava sahasında uçan, ABD’ye ait uçaklarda ve uluslar arası sularda seyreden gemilerde de işkenceli sorgulamaların yapıldığı defalarca dile getirilmişti. Adı geçen raporun 500 sayfalık bölümünde anlatılan işkence teknikleri insanın kanını donduruyor. Bu insanlık dışı işkence tekniklerini okumak bile insana aynı işkenceleri yaşamış duygusunu hissettiriyor.
ABD’nin bu yüzünü görünce; bunların IŞİD canilerinden bir farkının olmadığını anlıyorsunuz. Fakat bir noktayı belirtmekte yarar var; o da şudur: Amerikalılar,  kendi yaptıklarını yine kendileri açıklıyorlar.  Kendileri ile insanlık ve tarih önünde yüzleşebiliyorlar.    Bu da orada tüm kurum ve kuralları ile işleyen bir demokrasinin var olduğunu gösteriyor.
Amerika, belli bir kesimin yaptığı yanlışın, bütün Amerikan ulusuna mal edilmemesi gerektiğini tüm dünyaya gösteriyor. Yeri geldiğinde başkanlarını da yargılayabiliyor. (Nixon ve Clinton örneğinde olduğu gibi)
Bize gelince; bırakın tarihle yüzleşmeyi, bir özür dileme büyüklüğünü bile gösteremiyoruz. Hırsızlığın, yolsuzluğun hesabını soramıyoruz. Değil dokunulmazlık zırhına bürünmüş yetkilileri; o yetkililerin yakınlarını bile yargılayamıyoruz. Faili meçhullerin, gözaltında kaybedilenlerin hesabını kimseden soramıyoruz. Demek ki BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin altına imza atmakla iş bitmiyor. Bize söylenmek istenen şu: “Ben dışarıya demokrat görünürüm; ama içeride bildiğimi okurum.” Aslında bu da yeni bir söylem değil. Âşık İhsanî yıllar önce bu gerçeği dillendirmişti: ” Düzenbazlar ellediler devleti / Talan var ha beyler talan / Demokrasi türküleri söylenir / Yalan var ha beyler yalan” 
Author Image
Hamza Oğuzer

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir